T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
R Ö P O R T A J 2 TEMMUZ 2006 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mezin TANRISEVEN

Aşkların en büyüğü imkânsız olanıdır...

Bu kadar dejenere, bu kadar yoz yaşanan bir ortamda eski, o bizim içini doldurduğumuz, anlamını çok iyi bildiğimiz kavramların erozyona uğradığı bir dönemde oğlumu yetiştirmeye çalışıyorum


Kerem Alışık
"Çok acı biriktirdim; bir hayli acının sınavından geçtim. Ben yaralarımı genellikle yazarak iyileştiririm" diyor.
FOTOĞRAFLAR: MUSTAFA CAMBAZ
"Ben bu çağın adamı olamadım" diyen Kerem Alışık, "İnsanların değerlerini yitirdiği bir zamanda, benim bu mahcubiyetim çok büyük bir erdem artık" diyor. Sadri Alışık'ın anısını devam ettirmek adına 11 yıldır 'Sadri Alışık Ödülleri' veriliyor. Alışık'ın oğluna bir de vasiyeti var: "Oğluma vasiyetimdir. Arkamdan aynı geleneği sürdürmesini istiyorum..." Kerem Alışık'la, şiir, tiyatro, aşk, aile, babası ve dayısı üzerine konuştuk.

'Sadri Alışık Kültür Merkezi' yeni bir heyecan değil mi?

Geçen yıl Sadri Alışık Tiyatrosu'nda yaz kursu açmıştık. Ciddi anlamda ilgi gördü. Çocukların bu hevesi, bizi burayı kurmaya yönlendirdi. 150'ye yakın talebemiz var.

Burslu öğrenci de alıyor musunuz?

20 burslu kontenjanımız var; ama şu anda daha fazla öğrenci burslu olarak eğitim görüyor.

Eğitim ne kadar sürüyor?

Üçer aylık periyotlar halinde kurslarımız var.

Üç ay iyi oyuncu olmak için yeterli mi?

Üç ay bir oyunculuğa yetmez tabii. Ama gençler bu sürede kendi yeteneklerini tanıma imkanı buluyor. Artı, biz yetenekli öğrencileri kendi tiyatromuzda değerlendiriyoruz.

'Selvi Boylum Al Yazmalım' oyunu devam ediyor mu?

Bir hafta sonra turneye gideceğiz. İstediğimiz doğrultuda beğeni aldık, övgü aldık, sevgi aldık.

Orada çok güzel bir aşk işleniyor. Hayatında hiç böyle imkansız bir aşk oldu mu?

Aşk hayatımda tabii ki oldu; ama hikayedeki gibi o derece öyle arada kalan bir sürümcemede kalan şey olmadı. Aşkın en büyüğü, imkansız aşktır. Yani zor olan, yaşanması imkansız ve bir tarafı tam yaşanamamış aşk, çok büyük bir aşktır. Hayatım içinde öyle aşklarım oldu tabii.

Şiir senin için çok önemli, değil mi?

Kendi kendime yaşadığım duyguları insanlarla paylaşmak ve onlara ulaştırmak, beni mutlu ediyor. Şiir, ıstıraptır. Şiir hüzün demektir; ama şiir benim arkadaşım, sırdaşım. Bu yalnızlıkla yürüdüğüm yolda, benim en büyük paylaşım aracım.

Seni yazmaya ne teşvik eder?

Çok fazla acı biriktirdim ben; bir hayli acının sınavından geçtim. Ben genelde yaralarımı yazarak iyileştiririm. Öyle zamanlar olmuştur ki, kendime acımanın bile tadını çıkarırım. Ama tabii babam, dayım ve bu gibi büyük felaketler istisna. Onların ne tadı çıkıyor, ne de acı, acı gibi yaşanıyor. Çok farklı dokunuyor insana onlar. Şiir benim hep arkadaşım, dostum olmuştur. Bütün o zor dönemlerimde yazarım.

Sevdalandığın her kadına şiir yazar mısın?

Yazdıran kadınlar vardır elbet. Ben yazmam ama onlar yazdırır. Sevda önemli bir şeydir. Bazen sizin sevdanızdan karşı tarafın haberi olmaz. Ama o bilmeden sizin birtakım şeyler üretmenize neden olur. Ben o kadınları hep çok sevmişimdir. Ne kadar ulaşamasam, ne kadar içimde yaşasam da onlar benim için önemlidir; çünkü üretmemi sağlamışlardır.

Dayınla şiir sohbetleriniz olur muydu? Ya da yazdığın mısraları okutur muydunuz?

Yazdığım şiirleri ona okurdum, çok heyecanlanırdı. 'Benim tarzımdasın' derdi. Ama ben de ona, 'Seni gördüm, seninle büyüdüm, sen bana şiiri sevdirdin. Başka şey düşünülmezdi' derdim. Dayım benim için çok özeldi. Dayım, hayatta tek kendime anlatabileceğim şeyleri paylaştığım tek insandı.

Sana çok yakın kişilere de yazar mısın?

En son dayımın arkasından yazdığım 'Güle Güle Kaptan' vardı. O şiiri çok etkilenerek yazmıştım. O dönem için önemliydi. Ama anneme yazdığım, babama yazdığım, ayrıldığım dönemde Sibel'e (Turnagöl) yazdığım şiirler var.

Oğlun için henüz yok galiba?

Oğluma henüz yazmadım doğru. O da sorup duruyor. Enteresan bir şeydir ama ilham gelmedi daha. Askere mi gitmesini bekliyorum, bir uzaklık mı bekliyorum, inanın bilmiyorum.

Mutluluğu buldun mu?

Ben mutluluğu, insanın kendi yüreğinde aramasını daha çok doğru buluyorum. Yani mutluluğun kaynağı aslında kendi içimizde, dışarıda değil. Mutluyum, çünkü kendi kendime mutlu olmasını bilebildiğim için mutluyum. Benim için en büyük mutluluk ve başarı, hayatı istediğim şekilde yaşamaktan geçer. Yani o da nedir? Mesleğini çok seviyorsan, o meslekle para kazanıyorsan, o mesleği yapıyorsan bu mutluluktur. Böyle bakarsak, mutluyum. İş güç olarak mutluyum. Yorulmaktan mutluyum. Çalışmak ve yorulmak eşittir yaşamak. Yani o benim için önemli. Sağlıklıyız, huzurluyuz, o da bir başka mutluluk kaynağı tabii. Ama yalnızlığı çok fazla yaşadığımı düşünüyorum. Artık bir beraberlik eksiğim var.

Bunca zamandır yalnız olman, çok detaycı olmandan mı kaynaklanıyor?

Evet ama, o mahcubiyetleri, o dediğim saflıkları, o dediğim samimiyeti olan eskide kalmış ama bugünkü ortamda yaşayan insanlar önemli benim için. Onlarla denk düşemedik veya zaman olmadı. Öyle bir durum var. Belki de benim çok fazla sosyal hayatımın olmayışından bir yerlerde karşılaşılamadı. İnsanı hiçbir şey sevgiye götürmez. O, yoluna kendiliğinden çıkar ve inşallah bir gün çıkacaktır.

Eskiyi koruyarak yaşamak büyük erdem

Ünlülerin çevresinde büyüdün. Kendini bu renkli dünyada nasıl muhafaza edebildin?

Evet, bu çok önemli. Ancak, onların çocuğu olarak çocukluktan, gençlikten bu zamana kadar geçen süreç içinde bir kere babamın asla şımartmama isteği ve bunu yaparken de beni yetiştirme tarzı çok büyük etken. Ben kendime de haksızlık etmeyeyim. Ben de hiçbir zaman küstah ve ukala bir tavır içinde olmayı düşünmedim.

Birçok sanatçı bu hassasiyeti göstermiyor sanki...

Sanatçılar, fazla şımarık olduğu zaman, işte o zaman, yetiştirdikleri çocuk da onlardan farklı olmuyor. Beni 7 yaşından itibaren yatılı okula vermeleri, babamın beni uyurken sevmesi, her dakika çok fazla üstüme düşmemesi, bunlar çok mühim şeyler. Bana kendi ayaklarımın üzerinde yürümem gerektiğini babam öğretti. Onların gölgesinin, kendi gölgem olmadığını anlattı bana. Babama, 'bana araba al' dediğimde 16-17 yaşındaydım. 'Kendin kazanıp, kendin alacaksın' dedi. Sonra futbol oynamaya başladım. Gittim kazandığım ilk parayla araba aldım. Bana 'Hayat böyle şeydir işte' düşüncesini öğretti.

'İyi ki o arabayı bana almamış diyorsunuz' değil mi şimdi?

Şükran, minnet duyuyorum. Ben de aynı şeyleri oğluma yapmaya çalışıyorum. Çünkü hakikatten bu kadar dejenere, bu kadar yoz yaşanan bir ortamda eski, o bizim içini doldurduğumuz anlamını ve kuvvetini çok iyi bildiğimiz kavramların erozyona uğradığı bir dönemde oğlumu yetiştirmeye çalışıyorum. İnsanlar değerlerini yavaş yavaş kaybetti. Bir batı özentisi var. Biz Amerikan toplumu değiliz. Avrupa da değiliz. Bizim kendimize ait kültürümüz, geleneğimiz var. Eskide kalmak, eskiyi koruyarak yaşamak önemli bir erdem bana göre.

Küçük Sadri, boşanmış anne-babanın çocuğu. Oğlunu sık görür müsün?

Oğlumu her gün görüyorum. Annemde çok sık kalıyor. Çok kopuk değiliz. Sadri, şımarık değil. Son derece iyi huylu, uyumlu. Mütevazı, doğru-dürüst, efendi bir çocuk. Babam beni nasıl yetiştirdiyse aynı şeyi ona ben uyguluyorum.

Ben hiçbir zaman insanlara üstten bakmadım

İnsanlara üstten bakan biri olmadım. Bunun için babamın ruhunda, onun karakterinde kendi düşüncelerimin sentezini yapıp yol aldığım için sorumluluğu iyi taşıdığıma inanıyorum

Bir ara babanın mezarına her gün gidiyordun. Bu adet hala devam ediyor mu?

Evet, şimdi ikiye bölündüm. Zincirlikuyu'dan ne zaman geçsem babamın yanına uğrarım. Dayım da Aşiyan'da şimdi. Ona da gitmeye başladım.

Sadri Alışık, yeri doldurulamayacak bir sanatçıydı. Onun oğlu olarak babanıza layık olduğunuzu düşünüyor musun?

Bu hakikatten büyük bir sorumluluk. Gerek anne-baba, gerek dayı, bu çok önemli ve mutlaka çok zor. Ben hiçbir zaman insanlara üstten bakan biri olmadım. Bunun için babamın izinde, babamın ruhunda, onun karakterinde kendi düşüncelerimin sentezini yapıp yol aldığım için bu sorumluluğu iyi taşıdığıma inanıyorum. Bir de benim ne içkim ne sigaram ne kendimi dağıtmak gibi abuk sabuk bir hallerim yok.

Çok fazla dostun var mı?

Dostlarım yoktur, yalnızlığım vardır. Yani benim hayatımda insanlar bulunur, mutlaka vardır.

Bu biraz sıkıcı değil mi sence?

Bu benden kaynaklanıyor. Ben kendimi saklarım. Ve sırrımı kendi kendimle paylaşırım. Tek sırdaşımı, tek dostum dediğim kişiyi, Attila dayımı kaybettim. Onun dışında sırrımı tutacağına inandığım çok derin dostum yok. Ama arkadaşım var tabii ki...

Bu kadar içe dönüklük sana rahatsızlık vermiyor mu?

Bu içe dönüklük, bu mahcubiyet, bu utangaçlığın altında saf, temiz ve dürüst duygular barınıyor. Onun için ilk zamanlar bu beni rahatsız eden, biraz da açılmam lazım gibi gelen bu tavır, bu özellik şimdi bu etrafı ve ortamı gördükçe, sanki önemli bir nitelik haline geldi. Düşünce olarak pek rahatsızlığını duymuyorum açıkçası. Ama böyle benim gibi olan insanlar çevremde bakınıp arar oldum. Açık söylemek gerekirse bu kadar kolay, bu kadar yüzeysel, bu kadar yapay, bu kadar maddeci ve menfaat doğrultusunda yaşayan insanların arasında bu, özellikle sanki biraz daha farklı insan silüeti gösteriyor. Varsın böyle olsun.

Oyunculuğun adına babanın filmlerinden esinleniyor musun?

Ben okula giderken babamın hiçbir filmini kaçırmazdım. Hala da tüm filmlerini çok iyi bilirim. Turist Ömer'i oynamam için teklif geldi geçenlerde...

Bu rol babanızla özdeşleşmiş...

Dediğin gibi, babamla çok özdeşmiş bir rol o. Gelen teklifi kabul etmedim.

Not defterimden

Kerem Alışık'la henüz yeni açılmış olan 'Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde konuşuyoruz. Dostluğumuz eskilere dayanıyor; dolayısıyla önce eşten dosttan konuşuyoruz. Kerem'i tanımayanlar, içine kapanıklığını ukalalık olarak değerlendirebilir; ancak Kerem, dost çevresinde tevazusuyla tanınan bir isim.

Bunları biliyor musunuz?

  • İlk şiirini 7 yaşında yazdığını...
  • Çocukluğunun büyük bir kısmını yatılı okulda geçirdiğini...
  • Oyunculuğa önceleri annesi Çolpan İlhan'ın ısrarıyla, Alışık soyadını devam ettirmek için başladığını...
  • 4-5 sene futbol oynayarak hayatını kazandığnı...

    İki büyük oyuncunun oğlu

    Sadri Alışık ve Çolpan İlhan'ın oğlu olan Kerem Alışık, 1963 yılında İstanbul'da doğdu. Bugüne kadar pek çok televizyon dizisinde rol aldı. İlk sinema filmini, yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını ünlü gazeteci Savaş Ay'ın üstlendiği 'Dansöz'le gerçekleştirdi.


    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi