T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
R Ö P O R T A J 4 TEMMUZ 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hal bu ki
Fadime ÖZKAN

Kürt sorunu Diyarbakır'da bitmiyor artık sınır İstanbul

Prof. Dr. Fuat Keyman, Kürt sorununun Güneydoğu ile sınırlı olmadığını, göç nedeniyle Diyarbakır sınırının artık İstanbul'a dayandığını söylüyor. Keyman'a göre bir an önce sorunun insani boyutuna odaklanmak gerekiyor.

FOTOĞRAFLAR: YASİN YILMAZ
Kürt sorunu, geçmişi olmakla birlikte son 20-30 yıldır ülkenin değişmez gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Bundan sonrası için de kilit noktası hükmünde. Çünkü bu sorun çözülmeden Türkiye'nin tam anlamıyla demokratik, adil, güçlü, müreffeh bir ülke, vatandaşlarının eşit, özgür ve mutlu olması mümkün görünmüyor.Kürt sorunu artık bölgesel bir sorun da değil. Zorunlu göçle birlikte tüm ülkeye yayılmış durumda. Başbakan Erdoğan'ın geçen yıl Kürt sorununu tanıması, sorunun çözümü için önemli ve cesur bir adımdı ama sonuçsuz kalmış görünüyor.

Sivil ve siyasi alanı daraltıp askeri alanı genişleteceği, bu güne kadar elde edilen kazanımları geri alacağı için eleştirilen ve geçen hafta Meclis'te kabul edilen Terörle Mücadele Yasası ise endişeleri artırıyor.

Kürt sorununu ve çözüm yollarını konuştuğumuz Prof. Dr. Fuat Keyman, Kürt sorununun bir kimlik sorunu olduğunu, siyasi yüzüne odaklanıp insani yüzünü ıskalamanın sorunu derinleştireceğini ve toplumsal çatışmaya yol açacağını söylüyor. Keyman, Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim üyeliği, Küreselleşme ve Demokratik Yönetim Merkezinde direktörlük yapıyor.

* * *

Son 20, 30 yıl içinde yapılan dinsel ve etnik temelli tartışmalar, talepler toplumu dönüştürdü. 80'lerde sorun olarak adlandırılan gündem maddelerinden biri Kürt sorunu, diğeri İslamcılıktı. İslamcı kimliği zaman içinde dönüştü ve toplumu dönüştürdü. Ama Kürt sorunu ve kimliği için böyle olmadı. Neden?

Bunun üç etmeni var. Birincisi İslamilik kapsayıcı, geniş bir kimlik, dönüşümü de rahat oluyor. Kürt kimliği etnik bir kimlik yani dar ve içe dönük olduğu için dönüşümü zor. İkinci etmen İslam'ın kültürel, siyasal, ekonomik gibi çok boyutlu bir yapısının olması. Etnik kimlikte bu çok az. En önemli etmen ise; Osmanlıdan başlayarak modern Türkiye'de İslam, hem ideoloji, hem kültürel referans, hem de siyasal aktör olarak her zaman sistemin içinde oldu. Bir parti kapanıyor, diğeri kuruluyor. Sisteme entegre olunduğu için değişme kapasitesi fazla. Partiye oy verenlerin talepleri var çünkü. Bu, aktörü sürekli yeniliyor. Buna karşın Kürt kimliği temelindeki siyasi hareket, bir iki denemenin dışında sisteme entegre olmuş değil. Olmadığı için de toplumla bağını sürekli olarak Kürt kimliği ideolojisi temelinde kuruyor, hizmet ya da değişim temelinde kurmuyor. Etnik kimlik sisteme entegre olmadığı için de, değişim kapasitesi düşüyor. Bu nedenle seçim barajının yüzde 5'ler düzeyine inmesi gerek.

SEÇİM BARAJI İNDİRİLMELİ, KÜRT SİYASİLER SİSTEME ENTEGRE EDİLMELİ

Siyasi temsilde baraj önemli bir engel ama partiler de terörle bağını bir türlü koparmıyor. Kürt siyaseti neden mücadelesini meşru bir alanda sürdürmüyor?

O tür siyasetçilerin sorunları var elbette ama şu da bir gerçek: PKK o bölgenin bir oluşumu. Kürt siyasetçilerden şiddet ve terörle bağlarını kesmesini isteyeceksek muhakkak o siyasetçileri sisteme entegre etmeliyiz. Ki onlara oy verenler bölgemizdeki yoksullukla, eşitsizlikle, tarım sorunuyla ilgili ne yapıyorsunuz diyebilsinler.

Hükümetin Kürt sorunundaki tutumunu nasıl buluyorsunuz?

Başbakanın geçen yılki hamlesi doğru ve desteklenmesi gereken bir hamleydi. Ama Kürtlerden, iç siyasi aktörlerden "Bunu destekleyeceğiz, silahlarımızı bırakıyoruz" desteği gelmeyince bu sefer de Türkiye'deki milliyetçi güçler seslerini yükselttiler. AKP iki kıskaç arasında kaldı ve geri adım attı.

AB SÜRECİ YANILGIYA YOL AÇTI

Kürt siyasi aktörlerin "PKK'yla aramıza mesafe koyamayız" demeleri, Apo'ya af istemeleri ve "Apo bizim siyasi irademizdir" diye imza kampanyası başlatmaları PKK'yla niyet birliği içinde oldukları anlamı mı taşıyor? Demokratik çözümden yana olması gereken Kürt siyasetçilerin demokratik çözüm teklifini geri çevirmesinin ardında ne var?

Burada üç etmen önemli. İlki; Amerikanın Irak işgali sırasında Kuzey Irak için federal yapıya veya bölgede bağımsız bir Kürt devletine de gidecek bir yapı olasılığını canlı tutması. Bu, bekle gör politikası doğurdu ve Kürt siyasileri olumsuz etkiledi. İkincisi; Türkiye-AB sürecinin yanlış yöne kayması. Kopenhag siyasi kriterleri, daha çok Kürt realitesi bağlamında olduğu için devlet ve hükümet yerine AB süreci eksen alındı. "AB yolu Diyarbakır'dan geçer"den başlayan ideolojik yapılanma nedeniyle hataya düşüldü. Devlet, hükümet atlanarak belediyelerle, bölgedeki aktörlerle AB arasında gidiş geliş oldu. Bu da etnik milliyetçiği artırdı ve hükümetin talebine destek verilmesine engel oldu. Üçüncüsü; burada siyasi bir oyun oynanıyor. Oysa orada bir insani durum ve günlük yaşam şiddeti var.

Sorun düşük yoğunluklu savaştan toplumsal şiddete dönüşüyor

Kürt siyasi aktörlerinin "Kürtlerle Mücadele Yasası" olarak tanımladığı, Terörle Mücadele Yasası (TMY) kabul edildi. Hak ve özgürlükleri, sivil ve siyasi alanı daraltan TMY'nin Kürt sorununa etkisi ne olacak?

Negatif olacak çünkü Kürt sorunu bir kimlik sorunu. İki temel yüzü var. Biri siyasi, diğeri insani. Siyasi yüzde DTP gibi, belediyeler gibi siyasi aktörler, bazı aydın kamuoyu önderleri ile PKK var. Ama önemli olan insani yüz. Burada da zorunlu göç ve göç mağdurları, şiddet, çocuklar, gençler, kadınlar, bölgesel eşitsizlik, yoksulluk var. Kürt sorununun insani yüzüne somut öneriler getirmeden, olaya sadece siyasi yüzüyle bakmak bizi çok büyük yanılgıya düşürür.

Bu hata yakınlaşan bir tehlike mi demek?

1990'larda Kürt sorununun temel ekseni ordu ile PKK arasındaki mücadeleydi. Bugün toplumlar arası güvensizlikten, şiddetin artma olasılığından söz ediyoruz. Bu yüzdenden de terörle mücadele edilirken Kürt sorununun insani yüzüne kaymak gerekiyor. Bir sürü eksiği içeren TMY bunu yapmadığı gibi bilakis insani yüzde şiddeti artıracak.

Kürt siyasetçilerin PKK ile bağını kesmemesi, terörün artması, atılacak demokratik adımların önünü kesip, insani yüze odaklanmayı zorlaştırmıyor mu?

Kürt siyaseti içinde etnik milliyetçiliği iteleyen yapılar olmakla birlikte, Kürt sorununa Türkiye'nin demokratikleşmesi, ekonominin, hak ve özgürlüklerin genişlemesi anlamında yaklaşanlar da var. Kürt sorunu Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki temel engellerden biri. Türkiye'nin daha güçlü olmasını isteyen herkesin, bu engelin kaldırnılması için çaba sarf etmesi gerekiyor. Bunun da iki yolu var. Birisi demokratik ekonomik kültürel açılımları yapmak. Yani Kopenhag kriterlerini uygulamak. Diğeri bu çözüme inanan Kürt siyasetçilerle işbirliği yapmak.

Toplumsal güvensizliğin artmasında, Kürt sorunun bölge sınırlarını aşmasının payı ne?

Diyarbakır'da çocuklarla ilgili yapılan bir araştırmaya göre İstanbul'da asgari ücretle ve sigortasız çalıştırılan gençlerin, çocukların yüzde 92'si Güneydoğudan geliyor. Bir sosyal hizmet uzmanı bir toplantıda şunu sormuştu: "Beyoğlu'nda çalıştırılan çocuklar yüzde 92 oranında Kürt ise Diyarbakır'ın sınırı nerede bitiyor? Diyarbakır'da mı bitiyor, İstanbul'da mı bitiyor?" Bunu soruyu ciddiye almamız lazım.

Kürt sorununu illa Kürt siyasetçiler mi çözecek? Kürtlerin Türk siyasetçilere, Türklerin Kürt siyasetçilere ve de iki toplumun birbirine güvensizliği çok mu derin?

Türkiye'nin genelinde yapılan araştırmalar farklı kesimler arasındaki güvensizliğin çok arttığını ortaya çıkarıyor. Kürt sorunu da böyle. Bu konuda çalışanlar, Kürt sorunun düşük yoğunluklu savaştan toplumsal şiddete dönüşmesine dikkat çekiyor. Sorun şu anda sadece güneydoğuda yaşanmıyor. Trabzon'da, İzmir'de Antalya'da da yaşanıyor. İnsani yüze dikkat kesilmeliyiz. Diyarbakır'da işsizlik yüzde 70-80 oranında. 3 milyona yakın insan göç mağduru. Toplumsal şiddet gençler üzerinde etkili çünkü ilerisi için hiç umudu olmayan gençler bunlar. Bu da bize son Diyarbakır olaylarındaki çocuk katılımının nedenini gösteriyor.

Adlandırma doğru bir adlandırma

"Kürt sorunu" adlandırması, sosyolojik ve kuram-sal açıdan doğru bir adlandırma mı?

Bana göre doğru. Türkiye'deki farklı kimliklere sahip kesimler arasında karşılaştırmalı bir çözümleme yaparsak Kürt sorunu dediğimiz alanda yoksulluğun, dışlanmanın, adaletsizliğin, toplumsal şiddetin çok yüksek, siyasi temsilin çok düşük olduğunu, terör sorununun ise sürekli yaşandığını görürüz. Bu sorunların bazıları başka kesimlerde de var elbette ama Kürt sorunu adlandırması, bunların tamamının eş zamanlı yaşandığı bir alanı söylüyor bize.

Kürt sorunu bir kimlik sorunu

Yurdun değişik bölgelerinde yaşayan, Kürt etnik kökenli milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Ama sorun Güneydoğu'da yaşanıyor, adlandırma da "Kürt sorunu" diye yapılıyor. Bunun açıklaması ne?

Doğru, sorunun bölgesel boyutu var ama bunun içinde terör, şiddet ve adaletsizlik sorunu da var. Tüm bu alanlar arasındaki ortak parametre, Güneydoğu'da yaşayan insanların Kürt etnik kimliğine sahip olması, kimlik temelinde belli sorunları yaşıyor ve belli taleplerde bulunuyor olması.

Kürt sorunu modern bir sorun mudur?

Evet modern bir sorun ama daha önemlisi Türkiye'deki modernlik değiştikçe ve geliştikçe kendisi de değişen ve farklılaşan bir sorun. Kürt kimliği temelinde başlıyor ve bazen solla, bazen İslamcılıkla bazen yurttaşlıkla, bazen bölgesellikle bazen aşiretlikle eklemlenebiliyor.

Şemdinli Davası olumsuz etki yapar

Şemdilli davası sürecinde yaşananlar ve dava sonuçları Kürt sorununu nasıl etkileyecek?

Çok kötü etkileyecek. Şemdinli'den sonra toplumlar arası uzaklaşmanın, güvensizliğin daha da arttığını gördük. Dava bir dönemeç olabilir, Türkiye demokratik çözümde irade sahibi olduğunu gösterebilir, bölge insanına güvence verebilirdi ama vatandaşlık hakları ile devlet arasındaki güven ilişkilerinin bozulması sonucunu doğurdu. Şemdinli davası çözüme dönük değil sorunu pekiştirici nitelikte oldu.


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi