Cemaatle mücadele bayrağı Afrika’da

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte Etiyopya-Somali-Cibuti gezisindeyiz. Cumhurbaşkanının kısa Doğu Afrika turu olağandışı bir seyahate dönüştü. Önce Somali’de güvenlik denetimi için önden giden özel hareket grubunu hedef alan saldırı yaşandı. Ardından Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın ölüm haberi geldi.  Erdoğan’ın güzargahı değişti, kralın cenaze töreni için Suudi Arabistan’a geçti.

İlk iki günde göze çarpan, şiddet ve medeniyet temaları ile cemaat okulları meselesi oldu.

Adis Ababa üniversitesinde yaptığı konuşmada teröre karşı ülkesinin aldığı tavrı, ait olduğu medeniyeti kuvvetle vurgulayarak şunları söylüyordu cumhurbaşkanı:

“Bundan 14 asır önce, sadece 15 tane Müslüman, Etiyopya topraklarına sığınıyor. Dönemin Meliki, onları kovmuyor. Onların inançlarıyla alay etmiyor. Onların kutsallarına hakaret etmiyor. Onların ibadetlerine karışmıyor. Hatta, onları geri isteyen zalimlere, o masum insanları teslim etmiyor.

Bugün medeni olduğunu iddia eden bazı ülkelere, toplumlara, bazı aydınlara sorsanız, 7’inci asır, karanlık bir asırdır, geri kalmış, ilkel bir asırdır. İşte onun için, biz, o 7’inci asra asla karanlık çağ demiyoruz, asla ilkel, gerici çağ demiyoruz.

O asır, Müslümanlar için de, Hristiyanlar için de, gerçekten parlak bir asırdı, aydınlık bir asırdı, Asr-ı Saadet’ti.

O karanlık dedikleri, o ilkel dedikleri asırlarda, inanın, savaşın dahi bir ahlakı vardı.

Kadınlara dokunulmazdı. Çocuklara dokunulmazdı. Yaşlılara, engellilere dokunulmazdı. Öyle toplu halde, insanların topyekün katledilmesi diye, soykırım diye bir vahşet yoktu.

Bugün atom bombalarının, nükleer silahların, kimyasal ya da konvansiyonel silahların toplu halde insanları katlettiği bir vahşet, o dönemlerde asla yaşanmıyordu.

İnsanlık, daha mı ileri gidiyor, yoksa daha mı geriye gidiyor, bunun bugün gerçekten ciddi şekilde tartışılması gerekiyor.

İnsanlık daha mı medeni bir yere gidiyor, yoksa daha mı barbarlaşıyor, bunun bugün samimi şekilde konuşulması lazım.

Eğer insanlık, 7’nci yüzyılda, Etiyopya’nın sergilediği o büyük hoşgörünün, o çok büyük bir arada yaşama kültürünün daha gerisindeyse, ortada bir yanlışın olduğu açıktır.

(...) Dünyanın tüm ülkeleri, bunu görmek, terörün ve şiddetin her türüne karşı, ortak tavır almak zorundadır...”

Ve cemaat meselesi...

Ortak basın toplantısında Etiyopya Başbakanı Hailemariam Desalegn’ın ülkesinde cemaat okullarıyla ilgili şu sözleri dikkat çekiciydi:

“Biz herhangi bir kuruluş ile işbirliğine giderken Türk hükümetinin desteğini ve onayını bekliyor olacağız. Geçmişte iyi niyete dayalı işbirliklerimiz olmuş olsa bile, bundan sonra onların mahiyeti değişmiş ya da yapılanmalarında farklılığa gitmiş iseler biz Türk hükümeti ile temaslarımızı yoğunlaştırarak, onların rehberliği ve yönlendirmeleri doğrultusunda tasarruflarımızı kullanırız.”

Aynı toplantıda, bu tutuma Erdoğan tarafından verilen replik ise şuydu:

 “Gittiğimiz ülkelerde devlet, hükümet başkanlarıyla gerek şahsım gerekse başbakanımız, bakanlarımız, bunların konumunu anlatmak suretiyle, buraların kapatılmasını ve buralarda bunların vermekte olduğu hizmeti Milli Eğitim Bakanlığımız vasıtasıyla verebileceğimizi kendilerine söylüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı da buna yönelik çalışmalarını şu anda tamamlamak üzere...’’

Bu açıklamalar, ikili ekonomik görüşmeler yanında, Türkiye’nin global terör karşısındaki pozisyonunu vurgulayan, enerjisinin önemli bir kısmını her düzeyde cemaatle mücadeleyle verdiğini bir kez daha gösterdi.

Muhtemelen dönüş yolunda bunları cumhurbaşkanıyla yüz yüze konuşma fırsatı bulacağız.