Yayın yasağı: Hatayı hatayla örtmeye çalışmak

Haklarında yolsuzluk iddiası bulunan 4 bakan için konulan yayın yasağı açık ve büyük bir siyasi hatadır.

Yolsuzluk gibi kritik ve tartışmalı bir konuda, üstelik yargı üzerindeki siyasi baskı mevcut çatışma koşullarında tüm çıplaklığıyla ortadayken, alınan böyle bir karar, siyasi iktidarla bağlantılı olarak, yolsuzlukların üzerini örtme arayışı olarak değerlendirilir.

Bakanların itibarlarını korumak bir yere kadar anlaşılır bir durumdur.

Ancak kamuoyunun bilgi alma hakkı, soruşturmaların bu hak etrafında etkili olabileceği gerçeği herhalde çok daha önemlidir.

17 Aralık’ı birlikte yaşadık.

17 Aralık’ta hükümetin dört bakanı hakkında, 25 Aralık’ta ise Başbakan'ın oğlu ve çevresi hakkında açılan soruşturmalar Türkiye’yi sarstı. Soruşturmalar iki şekilde açıklandı. İlk açıklamaya göre hükümet yolsuzluğa batmış polis ve yargı bunu yakalamıştı. İkinci açıklamaya göre, devletin, yargının ve polisin içine yerleşmiş olan Fethullah Gülen cemaati adlı bir grup iktidarı devirmek için devlet gücünü kendi hesabına kullanmıştı.

Hangisi doğruydu?

Hırsızlık dosyalarını bulup ya da abartıp, mevcut delillere ek üretip ve uydurup iktidarı devirmek için kullanan bir güç vardı. Bir yanda ortada yolsuzluk iddiaları ve bunların bazılarıyla ilgili kuvvetli kanıtlar bulunuyordu.

Fakat öte yandan da bir savcının, bir polisin yasal olmayan yollarla Başbakan'ı, bakanları dinlemesi ve aylar sonra bunları servis etmesi, devlet gücünün bir dini cemaat tarafından ele geçirilip kullanılması başka bir hukuksuz tablo ve demokrasi sorunu oluşturuyordu.

Nitekim izleyen günlerde Gülen cemaatinin üyesi olduğu iddia edilen polislerin, savcıların içi boş kimi soruşturma dosyalarıyla, sudan gerekçelerle, sahte isimlerle izin alarak veya izin almadan Başbakan ve bakanları, devlet birimlerini, generalleri, güvenlik bürokratlarını, istihbarat teşkilatı başkanını, iş adamlarını, gazetecileri aylarca dinlediği ortaya çıktı. Bununla da kalmadı, ses kayıtları siyasi mücadele ve itibar sarsma aracına çevrildi, internet üzerinden servis edilmeye başlandı. Böylece Türkiye üç ay boyunca yolsuzluklarla ilgili ilgisiz bu yasa dışı kayıtları dinleyerek siyasallaştı.

Dosyaları kullanma, kirli ses kayıtlarıyla itibar katli yapmak temelde Erdoğan’ı devirmeyi hedefliyordu.

Toplumun hatırı sayılır bir kesiminin farkına vardığı bu harekat, yolsuzlukları ve iddialarını aşan bir öneme, daha doğrusu bir önem algısına sahip oldu. 

İktidarın kendisine yönelen bu saldırıyı engellemek için hukuk devleti sınırlarını aşan, demokrasiyi zorlayan, yargı gücüne müdahale eden hamleler yapması bile, toplumun çoğunluğu tarafından bu koşullarda sindirildi.

Seçim sonuçlarının işaret ettiği de buydu.

Kimileri şu iddialarda bulundular. Toplum ya yolsuzluklar karşısında duyarsızdır ya siyasi tavırdan hareketle yolsuzlukların olmadığı inancındadır.

Hayır...

Pek çok araştırma gösteriyor ki, toplum, muhafazakar kesim dahil yolsuzluklar karşısında duyarlıdır ve yolsuzluk dosyalarının tümüyle içi boş olduğunu düşünmemektedir.

Ancak yolsuzlukları kullanan grubun yarattığı tehdit çok daha derin, belleğe değen bir şekilde varoluşsal olarak algılanmıştır.

Başa dönelim  ve denklemi tersine çevirelim...

Darbe ve tehlike algısının baskın olması gerçeğin bir bölümüdür ve yolsuzluk iddialarını ortadan kaldırmaz.

Siyasi iktidarın bu konuda topluma bir açıklama borcu vardır ve adaleti etkin olarak çalıştırma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bu borç ve yükümlülük hiç bir şekilde yayın yasağı gibi adımlarla kapatılamaz.