Dolmabahçe'de konuşulanlar

Pazar günü Dolmabahçe'de Başbakanlık çalışma ofisinde yaklaşık 11 saat süren bir toplantı yapıldı. Akil İnsanlar Heyeti ile başbakanın buluştuğu, bakanlar kurulunun ağırlıklı bölümünün katıldığı bu toplantıda ben de yer aldım.

Toplantının süresi, zamanlaması ve kapalı olması merak uyandırdı.

Dolayısıyla yazıya bilgi vererek başlamakta yarar var.

Toplantı çok uzun sürdü, çünkü 54 davetlinin neredeyse tümü söz aldı, fikir beyan etti, eleştiri ve önerilerini dile getirdi. Davutoğlu'nun açılış konuşması ve verilen bir kaç arayla birlikte toplantının 9 saati aslında böyle geçti. Bu esnada başbakan kendisiyle, daha doğrusu söylemiyle ilgili bir kaç eleştiriyi sorularla açtı ya da hemen yanıtladı.

Bu fasılda söylenenleri bir kaç noktada toplayabiliriz.

Akil İnsanlar Heyeti'nin bundan sonraki işlevine yönelik öneriler...

Kürt sorununun geldiği noktayla ve son olaylarla ilgili tespitler, sorunun aşılmasına dair yeni öneriler...

Hükümet söylemine ve politikalarına yönelik eleştiriler...

Ortak nokta eski toplantılara oranla daha olgun, meydan okuyucu ve göze girici bir şov dilinin salondan tümüyle uzak durmasıydı ve umutların sönmemiş olmasıydı.

Akiller Heyeti siyasi eğilim, tutum, köken açısından oldukça farklı eğilimleri barındırdığı ölçüde, her üç noktada da farklı ve çeşitli fikirler beyan edildi.

Bir grup katılımcı bu heyetin işlevinin bittiğine ve bitmesi gerektiğine vurgu yaparken, bir başka grup bu yapının ismi dahil yenilenerek, değişerek ya da büyüyerek işlevini sürdürmesi gerektiğini söyledi. Bunlar arasında toplumsal işlevden çok, gözlemcilik, dolaylı arabuluculuk, kriz heyeti oluşturmak, Öcalan, Kandil'le görüşerek görüşme çeşitliliğini arttırmak gibi siyasi işlev önerileri öne çıktı.

Peki bu konuda hükümetin tavrı neydi?

Özetle şöyleydi:

'Siz bizim için bu sürecin bir parçasısınız ve doğal danışmanlarımızsınız. Yazılı, sözlü her önerilerinizi dinlemeye her zaman açığız. Nitekim daha önce verdiğiniz raporlarda altını çizdiğiniz Kürtçe seçim propandası gibi pek çok konu, demokratikleşme paketiyle yasalaştı. Barış iklimi konusunda da her birinizin tek tek işlevinizi önemsiyoruz...'

Siyasi işlev konusunda ise Davutoğlu şunları söylüyordu:

'5-6 Ekim olayları yaşanmamış olsaydı, belki de şu anda bunu konuşuyor olacaktık. Ancak şu an öncelliğimiz kamu düzeni meselesidir. Şu aşamada 3. Göz ya da gözlemci bir heyet oluşturmak devletin devletlikten istifa etmesi demektir. Söz konusu değil.' diyordu.

Tüm bunlardan ne anlamak gerek?

Önce şunu:

Akiller Heyeti eski işlevini bir anlamda bitirmiştir. Ancak aralarından bazıları sivil girişimlerde bulunmak üzere kendi içlerinde organize olabilirler (Birkaç gün önce yapılan 24 Akil toplantısı bu konuda bir ip ucu vermektedir). Önümüzdeki dönemde hükümet bu tür yapıya ihtiyaç duyacak bir noktaya gelebilir ve mevcut yapı kısmen canlandırabilir ya da yenisi oluşturabilir.

Eleştiri ve önerilere gelince bunlar arasında en net olanlar şunlardı: Kobane konusunda hükümetin daha hassas olması, Öcalan'a daha çok rol verilmesi, hükümetin söylemlerinde daha dikkatli olması, güvenlikçi adımlar atmaması...

Önümüzdeki bir, iki yazıda bunlara kısmen değinmeye çalışacağım.

Bu aşamada şunu söylemem gerekir: Her meşrepten sivil nitelikli öneri ve eleştiri telaffuzu, bunlardan başka başbakan, iki başbakan yardımcısı, içişleri, dışişleri, adalet, kalkınma, kültür, maliye bakanları ve AK Parti iki Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü tarafından 9 saat süreyle dinlenmesi, not alınması, bir sonuç verir, bir etki yapar mı bilmiyoruz, ama önemlidir.

Ancak asıl önemli olan gerek Kürt meselesinde gerek yaşanan krizde hükümetin tavrı, açıklamaları ve eğilimleriydi. Daha doğrusu Davutoğlu tarafından bunların alabildiğine ayrıntılı ve açık biçimde dile getirilmesiydi.

Bu açıdan buluşmaya Davutoğlu damga vurdu denilebilir.

Gerek açılış konuşmasıyla, ancak özellikle toplantı sırasındaki tavırları ile toplantının son 1,5 saatinde yaptığı sorulara ve eleştirilere yanıt kısmıyla...

Yarına...