Kobanê zaferi ve Türkiye

Eylül ayından bu yana kuşatma altında olan Kobanê, nihayet IŞİD güçlerinden temizlendi. Amerikan Dışişleri’nin dünkü açıklamasına göre kentin %30’u hâlen IŞİD’in elindeydi ancak anladığım kadarıyla bu güçler de peyderpey çekilmeye devam ediyorlar. Kobanê ile eş zamanlı olarak Bağdat yönetiminde bulunan Diyala da IŞİD güçlerinden temizlendi. Ancak IŞİD’in çekilmesiyle, Şii milislerin Sünni köylerini basıp içlerinde çocukların da olduğu 70 sivili katletmesi, bölgedeki tek terörün IŞİD tarafından estirilmediğini bir kez daha gösterdi.

Kobanê kuşatması başladığı andan itibaren, Türkiye kendisini zor bir pozisyonda buldu. Bir yandan sınırı dışındaki bir kentin kendi içişlerini direkt ilgilendirdiğini gördü, diğer yandan tüm uluslararası baskıya rağmen ülkesini savaşın içine çekmeden bu çetrefilli süreci yürüttü.

Kobanê ve civarından gelen 200.000 mülteciye saatler içerisinde kapılarını açan Türkiye, bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar geniş mülteci kabul eden ülke olarak dünya tarihine girdi. Sadece Suruç değil, çevresindeki 100’den fazla köye yemek dağıtımı yapıldı. Suruç’ta kurulan ve benzerlerine göre mükemmel şaretlara sahip olan, Türkiye’deki en büyük mülteci kampı, Kobanê’den gelen 35.000 sığınmacıyı ağırlayacak. Anaokulundan 12. sınıfa kadar 10.000 öğrenciye burada eğitim hizmeti verilecek. Bu, tek bir kampta, tüm Avrupa kıtasından daha çok sığınmacıya evsahipliği yapılması anlamına geliyor. Ayrıca Türkiye, sınırından IŞİD’e karşı savaşmaya gidenlere yönelik esnek bir sınır politikası yürüttü. Gerekirse sınırın tampon bölgesine girerek, 1.000’den fazla yaralıyı hastanelerinde tedavi etti. Başbakan Davutoğlu Suruç’u ziyaret etti, kalabalığa Türkçe-Kürtçe simultane tercümeyle hitap etti. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile koordineli çalışarak, talep edilen iki seferde de hem peşmergenin hem de ağır silahların Kobanê’ye geçmesine izin verdi. Nitekim Barzani de dünkü mesajında Türkiye’ye bu sebepten ötürü ayrıca teşekkür etti.

Buna karşılık hükümet, HDP’nin temsil ettiği siyasî damardan sadece düşmanlık gördü. HDP, “Ak Parti, IŞİD’i destekliyor” tezlerini, peşmergenin geçiş yaptığı gün dahi sürdürdü. Hükümet, tüm bunları, IŞİD gibi ona karşı savaşan YPG de terör listesinde olmasına rağmen, KCK’dan üst üste savaş açıklamaları gelirken yaptı. Sürüdürülmesi güç bir ince çizgide hükümet insanî ve askerî açıdan çaba gösterirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kobanê düştü, düşüyor” sözlerini bağlamından çıkararak atılan tüm olumlu adımları yok saydırtmaya çalıştılar. Hâlbuki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziantep’teki mülteci kampında yaptığı konuşmasında şöyle demişti:

“Sınırımızın yanı başındaki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Kobani başta olmak üzere Kürt kardeşlerimizin yaşadığı şehirlere yönelik saldırıları da dikkatle endişeyle takip ediyoruz (...) Şimdi Batı'ya sesleniyorum. Havadan bombalayarak bu sorunlar çözülmez. İşte bir IŞİD terör örgütü çıktı. Suriye'de güç buldu. Bunlar İslam adına Allahuekber diyerek, Allahuekber diyenleri öldürüyorlar. Müslüman Müslümanı bu şekilde öldürebilir mi? Müslüman'ın Müslüman'a canı, kanı, malı, ırzı haramdır (...) Sadece havadan bombalamak suretiyle bu sorunu çözemezsiniz. Bununla ilgili yerde mücadele eden yapılarla işbirliği kurulmadan netice alınamaz. İşte aylar geçti ve herhangi bir netice yok. Şu anda Kobani de düştü düşüyor. 3 şey istedik: 1- Uçuşa yasak bölge ilan edilmeli 2- O bölgeye paralel, güvenli bölge ilan edilmesi lazım 3- Ve eğit, donat anlayışıyla Suriye’de ve Irak’taki ılımlı muhalif kesimin hem eğitilmesi hem de donatılması lazım.”

Yani Cumhurbaşkanı, ‘Erdoğan Kobanê’nin düşmesini sevinçle istiyor’ diye yansıtılan konuşmasında, Kobanê başta olmak üzere Kürtlerin karşı karşıya oldukları gelişmeleri endişeyle yakından takip ettiklerini, IŞİD’in İslâm dışı bir oluşum ve bir terör örgütü olduğunu, onunla etkin mücadele etmek için uluslarası destek sağlanırsa Türkiye’nin de askerî açıdan elinden geleni yapmaya hazır olduğunu belirtiyordu.

HDP ve çevresiyse bu konuşmayı “İşte Erdoğan’ın IŞİD’i desteklediğinin kanıtı. Kobanê’nin düşmesini istedi” diye yansıttı, hâlen de devam ediyor.

IŞİD’in hem Kobanê’ye hem de Diyala’ya takviye güç göndermekten vazgeçmesi ve güçlerini geri çekmesi zaman kazanmak ve yazın, Musul’u aldıkları manevrada olduğu gibi daha güçlü geri dönmek için bir taktik olabilir. Nitekim Kerkük çevresinde IŞİD güçlerinin hazırlık içerisinde olduğu bilgileri geliyor. Son gelişmelere bakıp, toplamda 600’den fazla hava saldırısına rağmen bölgenin kilit noktalarındaki etkinliğini muhafaza eden, militan çekme noktasında büyük sıkıntı yaşamayan, işgal ettiği yerler sayesinde finansal kaynaklarını kurutması bile zaman alacak olan bir yapılanmayı küçümsemek hata olur.

Şayet Rojava bölgesinden ilk mülteci akınını, yaptığı tekçi baskılar sonucu başlatan PYD ve dolayısıyla HDP, Türkiye’ye yönelik daha makul ve düşmanlaştırmayan bir politika güderlerse uzun vadede bölgedeki tüm halkların yararına bir netice çıkması daha muhtemel. Böylesi bir işbirliği sadece Kobanê için değil, ötesi için de daha hayırlı olur.