Risâle-i Nurlara bandrol konusunu bekleyen tehlike

Bediüzzaman Said Nursi’nin müellifi olduğu Kur’an tefsirleri Risale-i Nur Külliyatının basımı ve dağıtımıyla ilgili bandrol sorununun çözümü için gerekli olan “Bakanlar Kurulu Kararı” çıktı.

Bakanlar Kurulu toplantısı beklenilmeden elden dolaştırılarak imzaları tamamlanan Bakanlar Kurulu Kararıyla ilgili olarak Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ”İlk imzayı ben attım” dedi.

Bülent Arınç,  Risale-i Nurlara hürmeti ve vukufiyeti ile bilinen bir isim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Başbakan Davutoğlu’na kadar Türkiye’yi yöneten kadrolar, çağımızın en önemli Kur’an tefsirlerinden olan Risale-i Nur Külliyatının ehemmiyetini ve Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatını vakfettiği iman ve Kur’an hizmetlerinin başta ülkemiz olmak üzere İslam dünyası açısından ifa ettiği değeri bilen isimler.

O nedenle başta Başbakan Davutoğlu olmak üzere kabine üyesi birçok ismin Bakanlar Kurulu Kararı’na imza atarken, Bülent Arınç’ın, ”Belki yıllar sonra Üstad Hazretlerinin o sözünün yerine geldiğini görmek hepimiz için bir mutluluktur” duygusuyla hareket ettiğine inanıyorum. O söz ne? Risale-i Nurların devlet eliyle basılıp dağıtılması.

Türkiye bu noktalara kolay gelmedi. İdam sehpalarını, mahkeme salonlarını, cezaevi zindanlarını hakeza davası uğruna ölümü hakir gören Bediüzzaman Said Nursi gibi dava adamlarının hizmetleri sayesinde geldi.

“Ben cemiyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu Cemiyetin, yirmi beş milyon( bugün 77 milyon) Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun”

Demokrasi şehidimiz merhum Adnan Menderes’ten bu yana Risale-i Nurların bu millet için yararlı olduğuna inanan siyasi kadroların görevi ise onlara hizmet edecekleri uygun siyasi iklimi sağlamak oldu.

Risale-i Nur Külliyatı ve Bediüzzaman Hazretleri konusunda merhum Menderes’in de eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da hizmetleri oldu. Hepsinden Allah razı olsun.

Bakanlar Kurulu üyeleri tarafından imzalanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararına göre Diyanet İşleri Başkanlığı’na Risale-i Nurları basıp dağıtma görevi veriliyor. Ayrıca, Risale-i Nurların satışından elde edilecek gelirin bir bölümü eser sahibi olarak Bediüzzaman Said Nursi’nin tanıtımı faaliyetine ayrılacak. Diyanet, Bediüzzaman’ı anlatacak. Üstad Hazretleri’nin buna ihtiyacı yok. Bu Diyanete itibar sağlar. Ama Diyanet’le cemaatler arasında bir sinerji oluşması açısından da güzel bir faaliyet olur.

Bakanlar Kurulu Kararı’nda Risale-i Nur külliyatındaki eserler tek tek sıralanıyor. Ama kitap olarak değil. Örneğin, Birinci söz,ikinci Söz diye sözlerin her biri tek bir eser olarak belirtiliyor. Sonra Birinci Lema, İkinci Lema diye devam ediyor.

Bakanlar Kurulu Kararı’nın Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte Diyanet İşleri Başkanlığına büyük görev düşüyor.

1-Diyanet İşleri Başkanlığı Risale-i Nurların aslına uygun olarak basımı ve dağıtımını gerçekleştirecek.

2-Bir kurul oluşturarak Risale-i Nurların aslına uygun olarak basımını denetleyecek. 

3-Şu anda Risale-i Nurların basımı ve dağıtımını yapan yayınevleri ve vakıflara Risale-i Nurları aslına uygun olarak basmak kaydıyla izin vermek.

Böylece Risale-i Nurların önünde ciddi bir tehlike olan, “Tahrifat” sorunun önüne geçilmiş olacak.

Ayrıca bir süredir ciddi sıkıntılara yol açan, ”Bandrol sorunu” çözüme kavuşmuş olacak.

Müspet hareketi kendilerine şiar edinen Nur Talebelerinin gayretleri sonucunda, sıkıntıya yol açma istidadı taşıyan “tahrifat” ve “bandrol sorunu” çözülürken, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Risale-i Nurları basması ile Üstad Hazretlerinin hayattayken defaatle dile getirdiği bir hizmet yerine getirilmiş olacak.

Ancak bu noktada bir sıkıntı var.

Yaşadığı dönemde hayatı Bediüzzaman Hazretlerine zindan eden, Risale-i Nurları yasaklamak için elinden gelen gayreti esirgemeyen CHP, Risale-i Nurların Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından basılmasını ve aslına uygun olarak yayınlanmasını düzenleyen torba yasanın ilgili maddesini iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Bediüzzaman’ın vücudunu ortadan kaldırmak için suikastler düzenleyen, yemeğine zehir kattıran, onu Kastamonu’ya, Barla’ya, Emirdağı’na sürgüne gönderen, hayatının büyük bir bölümünü cezaevlerinde, zindanlarda geçirmesine neden olan, zulmün her çeşidini layık gören Risale-i Nur külliyatına düşmanlığı kendisine şiar edinen CHP, Risale-i Nurları tahrif eden Fethullah Gülen grubuyla  girdiği ittifak neticesinde Risale-i Nurlarla ilgili yasal düzenlemeyi iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesi’ne  müracaat etti.

CHP zihniyeti Beidüzzaman Hazretlerine hayatı zindan ettiği ve ona her türlü zulmü reva gördüğü gibi CHP’nin eseri 27 Mayısçılar da onun mezarına bile tahammül edemediler. Nebbaşlar gibi gece yarısı Şanlıurfa’daki Halilurrahman Dergahındaki mezarını parçalayarak, Said Nursi’nin naaşını kaçırdılar, bilinmez bir yere defnettiler.

CHP zihniyeti Bediüzzaman’ın hem dirisinden hem de ölüsünden korktu. Çok değerli olmakla birlikte hadi şahsı bir tarafa Halk Partisi zihniyeti asıl Bediüzzaman fikirlerinden korktu.

CHP’nin ebedi şefi İnönü’nün Bediüzzaman hakkında merhum Adnan Menderes ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, yaptığı hücumlardan, Said Nursi’ye rejim için tehdit olarak gören açıklamalarından örnekleri sıralamak istemiyorum. CHP’nin mevcut Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aynı zihniyetin yolcusu olduğunu belirtmekle yetineceğim. Kılıçdaroğlu, 23 Ağustos 2005 tarihinde TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, ”Milli Eğitim Bakanlığınca orta öğrenim kurumlarına, ’Risale’ adlı bir ders konmuş mudur?” diye soruyordu.

Şimdi CHP’nin paralel yapıyla işbirliği içinde Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvuru, iptal kararıyla sonuçlanırsa ne olacak? Risale-i Nuru tahrif eden Paralel yapıyla Bediüzzaman’a zulmeden CHP’nin işbirliği sonucunda Risale-i Nurların basımı ve dağıtımı konusunda bir kaos durumu ortaya çıkacak.

CHP’nin yaptığı Risale-i Nurları özgürleştirecek tarihi bir adım değil. Dilerim Anayasa Mahkemesi iptal kararı vererek bu oyuna alet olmaz.