Yüce Divan oylaması ne anlama geliyor

Süleyman Demirel, DYP’nin seçim otobüsü, ”Süvari”nin üzerinden yarı beline kadar sarkar, elinde tuttuğu dosyaları kalabalığa doğru sallayarak, ”Elimde Koskotas dosyaları var” derdi.

O sırada komşumuz Yunanistan, Koskotas isimli bir işadamının yolsuzlukları nedeniyle sarsılıyordu.

Meydanlardan yükselen, ”Kurtar bizi Baba” sesleri arasında sandığı doldurdu ve başbakan oldu.

Sıra, Koskotas dosyalarının içini doldurmaya gelmişti.

Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu başkanlığında yolsuzlukları araştırmak üzere bir komite kuruldu. Aylar süren çalışmalar sonucunda 140 dosya tespit edildi. Bunlardan 73’ü Meclis’e gönderildi. 48’i hakkında soruşturma komisyonları kuruldu. Koskotas dosyaları diye 1991 seçimlerine damgasını vuran yolsuzluk iddiaları arasında topu topuna iki bakan Yüce Divan’a yollandı.

Bayındırlık ve İskan Bakanları Safa Giray ile Cengiz Altınkaya. Aylar süren yargılamalar sonucunda ikisi de beraat etti. Yüce Divan söz konusu olunca siyasetin böyle bir refleksi olduğunu görmemiz gerekiyor. Zaten o nedenle Yüce Divana gönderme yetkisi TBMM’ye verilmiştir. Yoksa yetkili bir mahkeme tayin edilirdi. Hatta tamamı hukukçulardan oluşan Yargıtay yerine, farklı kanallardan seçilerek gelen Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan olarak seçilmesinin nedeni de budur.

Verilecek karar sadece hukuki değil, siyasi ve toplumsal boyutlar da hesaba katılması için.

AK Partili 4 eski bakan için bulunmuş bir sistem değil.

Türkiye nefesini tutmuş Yüce Divan konusunda verilecek kararı bekliyordu. Meclis iradesi 4 eski bakanın Yüce Divan’a sevkine gerek olmadığı yönünde cereyan etti.

1-Yerel mahkeme 17 Aralık iddianamesinde takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararına yapılan itirazlar mahkeme tarafından reddedildi.

2-TBMM’de AK Parti milletvekillerinin teklifi üzerine kurulan soruşturma Komisyonu Yüce Divan’a gerek olmadığı kararını verdi.

3-TBMM Genel Kurulu’nda yapılan gizli oylamada 4 eski bakanın Yüce Divan’a sevkine gerek olmadığına karar verdi.

Anayasa’nın 100’üncü maddesinde yer alan tüm aşamalar tüketilmiş oldu.

Ne yapalım şimdi? Meclis Yüce Divan’a sevk etmedi ama biz bunları Taksim meydanında asalım mı?

AK Parti, komisyon aşamasından Genel Kurul sürecine kadar milletvekillerinin hür iradeleriyle hareket etmelerini sağladı. Bu tavrından dolayı tebrik edilmesi lazım. Başbakan Davutoğlu da Davos’ta yaptığı değerlendirmede bunun altını çizdi.

“Hiçbir milletvekilimize herhangi bir şekilde yönlendirme, baskı olmamıştır, olması gereken de budur”

AK Parti eğer milletvekillerinin iradelerine ipotek koyan bir tutum içerisinde olsaydı, asıl onun eleştirilmesi gerekirdi.

Tartışılması gereken AK Parti’nin tutumu değil. Uzun bir siyasi deneyimden gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, tartışılması gereken noktayı yerli yerine oturttu:

“Acaba 276 niye çıkmadı bunu sormalıydınız. Veya 276’yı bulamayanlara bu soruyu sormanız gerekirdi”

Bu durum Yüce Divan oylamasında AK Parti oylarındaki fireyi görmemize engel değil. AK Parti yönetimi bunu iyi değerlendirmeli.

Ancak oylamada 50’ye yakın AK parti milletvekilinin yüce Divan’a sevk yönünde oy kullanması üzerine bir algı operasyonu inşa edilmeye çalışılacağını da görmek mümkün. Zaten oylamanın hemen ardından Televizyon ekranlarına fırlayan bazı isimler, ”Yolsuzluk siyaseti”ni inşa etmeye başladılar. Biz onları Gezi sürecinden tanıyoruz. Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzü sivilceli dört gencin isteğine uyarak derhal yönetimden uzaklaşmasını tavsiye ediyorlardı.

Biz onları 17-25 Aralık operasyonundan da tanıyoruz. Erdoğan’a derhal çekilmesi önerisinde bulunuyorlardı. Hem de 27 Mayıs öncesi Ali Fuat Başgil’in önerisinin arkasına saklanmak suretiyle.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde de çatı adayların mimarları ve akıl hocalarıydı.

Başarısız siyaset mühendisliklerinin müflis tüccarları dün itibariyle yeni bir oyunu sahneye koymaya başladılar. Bu oyunun adı, ”AK Parti’de yolsuzluklardan rahatsız olan ve temiz siyaset isteyen 50 kahraman milletvekili”

Filmin başrollerinde kendileri oynayacak ama kurgusunu tamamen Yüce Divan oylamasında muhalefetle birlikte hareket eden milletvekilleri üzerine inşa edecekler.

AK Parti 17 ve 25 Aralık operasyonlarını darbe girişimi olarak gördü ve asıl hedefin Recep Tayyip Erdoğan olduğu tezi üzerinden hareket etti.

Yolsuzluğun ise operasyonları toplumda meşrulaştırmak için sarılmış bir ambalaj olarak nitelendirdi.
Peki o zaman tersinden sorayım, 50’ye yakın AK Parti milletvekili 17 -25 Aralık’ın bir darbe girişimi olduğuna inanmıyor mu?

Bir soru daha. O zaman paralel yapının bu bir darbe girişimi değildir asrın en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonudur tezine mi sahip çıkıyor?

Hadi o soruları da geçtim.

AK Parti’de bir grup, hedefinde Recep Tayyip Erdoğan olan arkasında ise paralel yapının bulunduğu bu kirli tezgah üzerinden mi hesaplaşmasını yapıyor?

Oylama sonuçlarını tek tek analiz edelim. Ama önce her bakana aynı oyun çıkmadığının altını çizelim. Demek ki 4 bakanın şahsıyla ilgili kişisel rahatsızlıklar da oylama sonuçlarına yansımış. Örneğin Erdoğan Bayraktar’la ilgili oylamada, bir miktar da muhalefet partilerinden Bayraktar lehine oy kullanıldığı anlaşılıyor.

Erdoğan Bayraktar’la ilgili oylamada fire 19 gözüküyor. Ama burada muhalefet partilerinden de milletvekillerinden Bayraktar’a oy kayması olduğu gözleniyor.

Zafer Çağlayan’la ilgili oylamada AK Parti’de fire 38.Muammer Güler’de ise bu sayı 44’e çıkıyor. En yüksek fire ise 47 ile Egemen Bağış’ta...

Bu sonuçlardan mazeret bildirmek suretiyle katılmayanlar da düşülebilir. Ama bir grubun rahatsız olduğu anlaşılıyor.  Üç dönemi gelenler, istifa etmemesine rağmen paralel yapıyla birlikte hareket edenler ve Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık sürecinin sancısını yaşamaya devam edenler.

Seçimin ucu gözükünce, bu tür güç gösterileri siyasetin doğasında var. Ama bunun bir de milletvekili listelerine ve sandığa yansıması olacak.