Çakma bunalım veya II. Yeni

19. Asır tanrıtanımazlığın, pozitivizmin, aklın yüceltilmesi ve yaygınlaşması, teknolojik yeniliklerin, sanayinin akıl almaz biçimde ilerlemesi sonucu insanlığa cennetin dünyada kurulacağını telkin ediyordu. Bu bilimperestlik öyle bir hegemonya kurdu ki, karşı çıkanlar afarozdan nasibini aldı.

Heyhat! Bu refah-ilerleme-zenginlik-konfor sonunda I. Dünya Savaşı, ardından II. Dünya Savaşı koptu. Medeniyetin beşiği tüm dünyayı cayır cayır yakıyordu. Öyle ki bu savaşlarda tüm dünya tarihinde savaşta ölenlerden çok ölüm oldu, akıl almaz katliamlar yaşandı.

Vay be! Dünyadaki cennet vaadi böyle mi sonuçlanacaktı? (Felsefe, bilim, sanat ve teknoloji insanoğlunu cennete değil düpedüz cehenneme getirmişti) Batı'daki sanatçılar, düşünürler, büyük bir yıkım yaşadı “bunalım”a düştü. İntiharlar arttı, hayatın bir mânası kalmadı.

Evet artık hayat, varlık, dünya saçma (absürd) bir şeydi. Ona bir mâna vermek mümkün görülmüyordu. Anlamsızlık hakim oldu.

Öyleyse “batsın bu dünya” deyip gerçeküstücüler başta akıl düzeni, bunun dışavurumu olan dil düzenine saldırdılar. Picasso ve benzeri sürrealist ressamlar insan başta olmak üzere tüm tabiatı varlığı yakıp yıktılar acaip, anlamsız bir resme başladılar. Buna yeni bir gerçek, yeni bir estetik buldular deniyor (!) Edebiyatçılar anlamsızlığı baştacı etti, “çıkmazın güzelliği”ni anlattı. “Varoluşçuluk” bir felsefe olarak hayata ve dünyaya yeni bir mâna vermeye çabaladı. Oysa biz, bizi Gerçeküstücülüğe götürecek bir sanatsal, fikrî, zihnî toplumsal bir macera yaşamamıştık. Resim geçmişimiz fevkalade fukara idi.

II. Yeni konusunda en kapsamlı çalışmayı (İkinci Yeni Poetikası, Hece Yay. Kasım 2013, 3. baskı) yapan Prof. Dr. Alaattin Karaca II. Yeni’nin doğuşunu şu sebeplere bağlıyor:

1.DP döneminin toplumsal-siyasal baskısı ve bu dönemdeki büyük toplumsal değişme. (Evet Türkiye değişti ancak bir DP baskısından bahsetmek zordur. 1952 tevkifatı ve solcular üzerindeki CHP zamanından beri süregelen baskı vardır ama, vatandaş ceberrut CHP idaresinden kurtulmanın sevincini 1950 seçimleri ile yaşayarak maddi bakımdan 1950-54 arasında geniş bir nefes almıştır. Bu geniş nefes 27 Mayıs ile kesildi).

2. Garip şiirine ve Toplumcu Gerçekçi şiire, daha doğrusu söze dayalı şiire tepki (II. Yeni bir fikre, ideolojiye, düzene, dile inanmadığı için yıkacak bir şey arıyordu).

3.Batı sanatlarının (Gerçeküstücülük, atonal müzik, soyut resim ve sürrealist sinema) etkisi ile biyografik olgular.

Burada asıl sebep Tanzimat’tan bu yana göregeldiğimiz “Batı'yı taklit” unsurudur. Karaca ne yazık ki bu asıl sebep üzerinde yeterince durmuyor.

Şunu bilmeliyiz.

Türkiye II. Dünya Savaşı’na girmedi ve Batı’nın çektiği acıları, vicdan azabını çekmedi. Gerçi CHP iktidarında baskı vardı, ekmek karne ile alınıyordu ama bu savaşın olduğu yerlerdeki ıstırap ile karşılaştırılamaz. Bu çerçevede II. Yeni eleştirileri yapılmıştır.

Suut Kemal Yetkin bu konuda şunları söylüyor:

“Toplumcu Gerçekçiliğin apaçıklığı ardından kapalı öznelliğin, anlamsızlığın, bunun da ardından varoluşçu bir metafiziğin sonucu olan bunalma ya da öfkelenme edebiyatının kapışıldığını hepimiz biliyoruz. İkinci Yeni diye önemle anlatılan ve bir sürü sorulara konu olan sözde şiir akımına bakarsak verimlerinin Michaux’dan, Gerçeküstücülüğü bazı değişikliklerle sürdüren René Char’ın ve İngiltere’deki benzerlerinden kopya edilmiş olduğunu görürsünüz.”

Bir başka eleştiri de Tahsin Saraç’tan geliyor.

“Oysa özetlemek gerekirse, 1955’ten sonra İkinci Yeni adı altında yayımlanan şiirler belirtilen noktaların hepsine ters yönde gelişmiştir. Nedensiz ve Köksüz bir Batı taklididir. Çok taklit eden hiç yaratamaz, sözü vardır Frenklerin. İkinci Yeni hepten taklit olduğu için bir yaratması yoktur.”

İkinci Yeni şairleri arasında sadece Sezai Karakoç inançlı bir Müslüman olduğu için bu yıkıcı ve çakma bunalımdan kendini kurtarmış, metafizik şiiri zirveye taşımıştır.

Ece Ayhan ve İlhan Berk kadar yıkıcı olmayan Turgut Uyar belki de duruma ilk uyanan şairdir. Onun “Şiir çıkmazda çünkü insan çıkmazda” sözü tüm olup biteni özetler. Bu “çıkmaz”ın ne olduğunu yukarıda belirttik. Birbirlerinden habersiz aynı özellikleri taşıyan şiirlerle ortaya çıkan ve “Pazar Postası”nda yazarak bir akım gibi değerlendirilen bu hareketin şairleri zamanla kendi yollarına gitti. Kimi cinselliğe, kimi sivilliğe, kimi sosyalizme yürüdü. Şüphesiz hepsi kabiliyetli şairlerdi ve günümüze kadar süren, hatta muhafazakâr çevreleri de etkileyen bir tesir bıraktılar. (Bunalım bu kuşak hikâyecilerinde daha belirgindir). Sosyalist çevrelerden çok eleştiri alan bu akım “çakma bunalım” ile edebiyat tarihimizde bir yer edindi.

İdeolojik mücadele fırtınası sona erdiğinde ayakta kalan isimler bunlar oldu. Türk şiirinde görülen son hamledir.

Zaten yetmişten sonra ne hamle kaldı ne edebiyat. Sanat tümüyle tüketim ekonomisinin bir aparatı oldu.

İkinci Yeni hareketinin tüm boyutlarını öğrenmek isteyenler Alaattin Karaca’nın eserini okumalıdır.