Bu tarz kimin?

Gerçeklik şovu olarak Türkçeleştirilen reality şovlar ilk bölümden itibaren takip edilmediği takdirde, kişilerin hangi aşamalardan geçip cinnetin sınırına geldiğini  anlamak zordur. Bu Tarz Benim medyaya yaptığı haber servisleriyle izlemeyenleri dahi programa dahil etmeyi başardı. Geçen haftaya kadar sadece haberler vasıtasıyla haberdar olduğum program hakkında, internette paylaşım rekoru kıran ‘Bu Tarz Benim Hayal Ürünü mü’ başlıklı yazı ile beraber ben de kara deliğe düştüm ve kendimi ekran karşısında buldum. Ekşi sözlükten sir gawain’e ait yazı, yarışmacıların anı anına uymayan duyguları ve psikolojilerinin sebebi ancak bu olabilir yaklaşımıyla kimin kim olduğunu anlamak açısından adrese teslim tespitler içeriyordu.

Bu Tarz Benim; her hafta elenmek için son ikiye kalan fakat bir şekilde programda kalmayı başaran, jürinin bir nevi stres topu muamelesi yaptığı Özlem’in karmaşık iç dünyasından ibaret diyerek darbeyi vuruyordu yazı. “Aslında tüm program Özlem Özden adlı yarışmacının zihninde yaşanıyor. Gerçekte böyle bir yarışma yok. Özlem’in hayal dünyası çok geniş ve kişilik bölünmesi var. Diğer yarışmacıların tümü, onun iç dünyasındaki farklı kimlikleri temsil ediyor. Yarışma ise bu kimlikleri çatıştırmak için uydurduğu sanal bir kurgudan ibaret.”

Yazıyı okuyup ekran karşısına geçtiğim hafta Özlem konseptlerden konsept beğendi; kız isteme, nişan, kına gecesi, nikah konseptleriyle yarışmanın aslında bir şovdan ibaret olduğunun altını çizdi. Dikkatsiz editörler tarafından kaleme alınan metinlerle yarışmada evlendi başlığıyla haber olmayı başardı. Nur Yerlitaş ‘sen çok değiştin Özlem, sen çok yol kat ettin derken ‘ben artık oldum’ edalarında salındı podyumda.

Program hakkında çıkan haberleri geçmişe doğru tarayınca jürinin planlı olarak bir yarışmacıyı ön plana çıkarttığını tespit etmek mümkün. Kurgu ve haber servisinin en önemli faktör olduğu reality şovlarda, BBG evinden tecrübeli Öykü Serter’in de etkisiyle karakter yönetimi başarıyla yapılıyor, pembe dizi formatında devam ediyor program. Kurgudan bahis açınca yarışmacıların rol yaptığı, yapım ekibi tarafından kendilerine biçtiği rolü oynadıkları anlaşılıyor genellikle. Herkesin kendini oynadığı  reality şovlarda, kurgu, yarışmacıları zamanı geldiğinde ön plana çıkarmak, tahrik etmek, tartışma zemini hazırlamak, sonrasında ise ortaya çıkan malzemeyi montajlayarak şekil vermekten ibaret.

Dahil olunan programda nasıl bir performans göstereceği kişinin geçmişinde saklı. Bu Tarz Benim’e katılanların profiline bakıldığında, oyuncu olmak için çabalayan, figüranlık yapan, güzellik ses bilumum yarışmalara katılan, gelecek hayalini görünürlük bilinirlik üzerine inşa etmeye çalışanların ağırlıkta olduğu görülüyor.

Realiy şova katılmak demek özel hayatını, geçmişini yapımcıların eline teslim edip halka arz edileceği zamanı beklemek demek. Zamanı geldiğinde gözyaşları eşliğinde paylaşılan detaylar yarışmacının jüri tarafından bir süre koruma altına alınacağına işaret. Jürinin şıksın, tarzsın, çok yol kat ettin diyerek yarışmacıyı ön plana çıkardığı, diğerleri arasında kıskançlık rüzgarı estiren sürecin sonu ise, ‘sen hiçbir şey değilsin, sen bu yarışmanın prensesi değilsin’ çıkışında gizli. Özel hayatın rüzgarıyla birkaç basamak yukarı çıkarılan yarışmacıdan çekilen destek ve başlangıç noktasına hızlı dönüş. 

Kabul edilmek, fark edilmek, onaylanmak, yeni bir hayata yelken açmak, eski hayatından kurtulmak; bir şekilde parayı, başarıyı, şöhreti bulmak hevesinde televizyonda boy gösteren, bunu şıklık yarışı altında yapan kızlar. Pardon bu bir şıklık yarışı değil tarz yarışması. Jüriden sıklıkla duyulduğu üzere şıklar ama tarz değiller ya da tarzları var ama şık değiller. Haftalardır kıyafet kombinlemekten yorgun düşmüş, bir dediği bir dediğini tutmayan jüri üyelerinin karşısında aşağılanmaktan psikolojik olarak yıpranmış kızlar. Öyle ki bedenini tanımıyorsun denen yarışmacı ertesi gün bedenine tarzına uygun bir kıyafetle geldiğinde çok sıkıcısın eleştirisiyle karşılaşıyor.

Hırs kıskançlık dedikodu sarmalında hem kendi aralarında yıpratıcı bir mücadelenin içindeler hem sürekli saygı bekleyen jürinin aşağılamaları alayları karşısında dimdik durmak zorundalar. Çünkü onlar da o ses senin bu tarz benim hesabı kısa yoldan bilinir görünür olmak isteyen şöhret toplumunun eseri. En iyi yaptığı iş, tek yaptığı iş ne yarışması olduğu fark etmeksizin yarışmaya katılmak olan ciddi bir kitle mevcut. İnsanları şöhretlere imrendirme, kendisini arzu nesnesine dönüştürme yönünde güçlü eğilimlere sahip şöhret kültürü kazananlardan ziyade kaybedenler yaratıyor.  Sıradan insan çağında doğan şöhret kültüründe kalabalığı en fazla etkileyen şöhret itibarı olunca, on beş dakikalık şöhret için kaybetmeyi göze alıyor kişi, sonunda kendini kaybetmek pahasına.