Amerikalı seyirci daha mı zeki!

Amerikan dizilerinin en önemli özelliği anlaşmaların sezonluk yapılması, senaryonun çekimler başlamadan önce bütün olarak yazılması. Kısır bir hikayeyle başarısız bir sezon geçiren, Brody’nin ölümünden sonra hikayedeki cazibe noktasını kaybeden Homeland; seyirciyi ekranda tutabilmesini senaryonun bütün olarak yazılmasına borçlu. Aynı şekilde içerik olarak itirazlarım olmasına rağmen How To Get Away With Murder (Cinayetten Nasıl Kurtulursunuz) senaryonun bütün olarak yazıldığı aşikar bir dizi. Ne anlattığın değil nasıl anlattığın önemli ilkesinin en canlı ve başarılı örneği. 
Kriminal savunma dersine giren ceza hukuku profesörünün davalarda birlikte çalışmak için seçtiği, kıyasıya bir rekabetin içine dahil ettiği hukuk öğrencilerinin karıştıkları bir cinayet var hikayenin merkezinde. Her bölüm farklı bir dava çözümlenirken aynı zamanda bu cinayete nasıl karıştıkları olayın nasıl geliştiği anlatılıyor. 15 bölüm olarak tasarlanan ilk sezona dokuzuncu bölümde ara verildi ama tam bir final havasındaydı. 
Hikaye hızlı akıyor, hızlı akmasıyla da kalmıyor, kurguda daha çok hızlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Gözünü ekrandan ayırmadan, bir cümleyi bile kaçırmadan seyretmek gerekiyor. Yayınlanan dokuz bölüm bir bütün olarak yazılmamış olsaydı bu kadar başarılı olması mümkün olmazdı. Mutlaka falso verirdi, hata yapardı senarist. 
6,5 milyon seyirciyle yılın en iyi açılışını yaptı How To Get Away With Murder. 
Bizde her türlü hikayeyi total izleyici anlamaz düşüncesiyle yazan senaristlere, biz totaller takip edemedik başımız döndü diye dizi kritiği yapanlara sormak istiyorum; elin Amerikalısı bizden daha mı zeki? Televizyon kanalı, yapımcısı riski daha mı çok seviyor? Kendi adıma cevap vereyim seyircinin tek tip olmadığının farkındalar, bizi takip edebilen anlayabilen seyirci gelsin diye meydan okuyorlar. Ve meydan okumalarının karşılığını da fazlasıyla alıyorlar. 
Zihin kapasitesini, zekayı zorlayan filmler/diziler seyrederek geliştirmek mümkün ama elde tablet akıllı telefon olmamak kaydıyla. Zira hem sosyal medyaya laf yetiştirip hem de How To Get Away With Murder tarzı dizileri anlamak takip etmek mümkün değil. Zekayı değil duyguları hedefleyen, hatta seyircisini aptal yerine koyan dizilerin ise zeka geriletici etkisi olduğu malum. Bitmeyen dizi sürelerinden dolayı uyuşturucu etkisi yaptığı da bir realite. 
Bütünü görme yeteneği ve empati
“Bize gerçek hastalar gelmez, hastaların hasta ettiği kişiler gelir.” İmza: bir psikiyatr. Sosyal medyada dolaşımda olan cümleyi okuduğum an çarpıldım, o gün bugündür zihnimde yankılanıyor. Defne’nin çıldırma anına şahit olurken de zihnimde bu cümle yankılanıyordu. İki kadın bir adam formülünde mutsuzluğun faturasının kesileceği kişi olarak hikayenin en başında kurban seçilmişti Defne. Güzeldi, meslek sahibiydi, kocası tarafından seviliyordu. Ama yıllar önce geçirdiği kazadan dolayı çocuk doğuramıyordu ve bu ‘eksikliği’ her fırsatta kayınvalidesi tarafından yüzüne vuruluyordu. Kendini köşeye sıkışmış hissettiği bir anda çözüm ararken taşıyıcı annelik formülüne tutundu tabii ki de kayınvalidesi aracılığıyla. Taşıyıcı anne zannettiği Elif’le aynı çatı altında yaşamak, kocasıyla Elif’in samimiyeti, kendi çocuğunu taşıyamamanın getirdiği eksiklik hissiyle psikolojisi zedelenmeye başlamıştı ki, bebeğin biyolojik annesi dahi olmadığını öğrendi. Hayatının kontrolünü kaybetti, şirazesi bozuldu, felçli babasına istemediğim şeyler yapıyorum baba ben artık iyi birisi değilim itirafında bulundu. Değil gelinine dünya üzerindeki hiçbir kadına söylenmemesi gereken, belki de çocuk doğuramamanın bir sebebi vardır belki de hak ettiğini yaşıyorsundur cümlesi, artık Defne için hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının habercisiydi. Sağlıklı, hayat dolu bir kadın nasıl çıldırtılır sorusunun canlı örneği Defne’nin yaşadıkları. Psikiyatrın sözüne atıfla hasta olan o değil ama hasta ruhlu kişilerin hasta ettiği, intiharın kıyısına gelmiş bir karakter. Her şey gözümüzün önünde yaşandı ama çoğunluk Defne neden bu hale geldi sorusuna cevap vermekten uzak, Defne layığını buldu yaklaşımında. 
Kaderimin Yazıldığı Gün; Defne ve Elif’in yaşadıkları üzerine inşa ediyor hikayesini. Senaryo kusursuz değil ama Defne nezdinde, toplumsal baskının kişiyi nasıl bir çıkmaza sürüklediğini başarıyla anlatıyor. Bütünü görme yeteneğini yitiren seyirci ise Defne ile empati kuramıyor, ölümün kıyısına gelen Defne için layığını buldu yorumunu yapıyor.