Neden adalet değil de intikam!

Bir mafya dizisi olacağını ilk sahneden ilan eden Şeref Meselesi, uyarlama bir dizi olmanın avantajını yıllarca ekranda kalarak kullanma niyetindeydi ama parlak başlamayan reytingler düşmeye devam edince sezon sonunu dahi getiremedi. Daha önce de defalarca dile getirdiğim gibi 26 bölüm hikaye anlatmak için az bir süre değil; ama sektör için erken final hatta reytinge mağlup olarak final yapma anlamına geliyor. Televizyonda seyretmek için üç saati gözden çıkarmak istemeyenler çoğunlukta ki Kanal D'nin internet sitesinde bazı bölümlerin seyirci sayısı iki milyonu aşmıştı. Tabii bunda kanalın hukuki prosedürü uygulayarak diğer sitelerin dizilerini yayınlamasına izin vermemesi de etken. İnternetten izlemenin en büyük avantajı dolgu sahneleri atlamaya müsaade etmesi, 120 dakikalık dizi içinden ilgilendiğiniz kadarını takip etmenize fırsat vermesi.

Elif'in mafyanın elinden kurtarılma sahnesi ile başlamıştı Şeref Meselesi ve silahların patlamasıyla beş yıl öncesine dönülmüştü. Final bölümünde aynı sahne farklı kadrajla çekildiği gibi; diyaloglar, kılık kıyafet, saç tamamen farklıydı. İtalyan mafyası havasındaki Hakkı'nın aksanı da değişimden nasibini almıştı! Emir'in hukuk fakültesinden yeni mezun olduğu zaman İstanbul'a taşındıkları gerçeğinden yola çıkarsak hikayenin başlangıcında Emir 22 yaşında, beş yılı ekleyince finalde de en fazla 27 yaşında. Flashbacklerde iki kardeşin arasında taş çatlasın iki yaş olduğu anlaşıldığına göre, Yiğit'in mezar taşına yazıldığı gibi 1980 doğumlu olmasına imkan yok! Yiğit İstanbul'a taşınırken 30, öldüğünde 35 yaşında mıydı? Diziler neden uzun ömürlü olamıyor sorusunun cevabı detaylarda gizli. Yedi ay önce çekilen sahne ile finalde çekilen sahne birbirine uymaz, bariz farklar olursa başarı da beklenmemeli zaten.

Zaman atlamaları ile hızlı bir hikaye akışına sahip gibi görünse de tekrarlayan diyalogları; Emir ve Yiğit'in adalet mi intikam mı ikileminin aşk kavgasına dönüşmesi; her gelişmeden sonra karşı karşıya gelip birbirlerine hesap sormaları seyri güçleştirici bir etkiye sahipti.

Bir mafya dizisi olması sebebiyle dizide gerçek baba karakteri yoktu. Karısının hırsı ve baskısı karşısında bocalayan Hasan intihar ederek ayrılmıştı diziden. Sibel'in babası yoktu, Derya'nın ise üvey babası vardı. Tecavüze uğrayan Derya üvey babasını öldürdü, Yiğit ve arkadaşları cesedi morgdan çalarak ormanlık alana gömdü. Yiğit ve Emir ilk defa adalet nedir tartışmasına bu vesileye dahil olup yol ayrımına geldiler. Tecavüze uğramış damgası yemek istemiyorum diyen Derya üzerinden, toplumun bu tür vakalara yaklaşımı haklı bir şekilde eleştirilmekle beraber, adaletten hukuktan uzağa düştü çözüm. Herkesin bildiği ama bilmezden geldiği, yeri geldiğinde baskı yapmak için kullanılan bir vaka olarak kaldı cinayet. Derya'nın Yiğit'e sadık kalma sebebi, Yiğit'i seyirci gözünde sevdikleri için her şeyi yapabilecek iyi bir adam konumuna yücelten cinayet vakası; Emir'i ise klişe adalet anlayışına sahip bir hukukçuya indirgedi. Önemliydi, çünkü adalet söz konusu olduğunda yapılan her tartışmadan Yiğit zaferle çıktı.

İlk bölümden sonra şöyle yazmışım: “Tüm kızları bir bakışıyla etkileyen, hepsinin bir şekilde hayatını karartacak olan karanlıklar prensi Yiğit'in, oyuncunun popülaritesinin de etkisiyle bu kadar altının çizilmesi; iyi yürekli, hikayenin aydınlık yanını temsil eden Emir'in tüm diğer yerli dizilerde iyi karakterlere gösterilen muameleye maruz kalarak silik ve sıkıcı olarak sunulmasına muhalefet şerhini düşmek isterim. Emir düz bir karakter olarak yazılacak, Yiğit ise tüm renkleri içinde barındıran, arada karanlığına düşen ama özünde iyi, ailesi için her şeyi göze alan biri olarak karakterize edilecek… Yiğit ne ilk bölüm itibariyle ne de babasının intikamı uğruna Kübra'ya 'kullan-at' formülünü uyguladığında kabul görebilecek bir karakter değil!”

Yiğit son nefesini verirken dahi yaptıklarından, intikam uğruna onlarca kişinin hayatını karartmış olmaktan, ölümüne sebep olmaktan pişmanlık duymadı. Senaryonun da yardımıyla duygusu yüksek sahneler eşliğinde bir kahraman gibi öldü. Adaletin temsilcisi Savcı Emir ise mafyanın peşine düşmüş olmanın vicdan azabını pişmanlığını yaşadı. Pişman olmakla da kalmadı, istifasını verdi, mesleği bıraktı. Aksi olsaydı Emir ölseydi, Yiğit intikam hırsından vazgeçmez hatta daha çok hırslanırdı, dizi de devam ederdi. Malum adalet teması hikaye üretmeye yetmiyor, intikam teması ise yetiyor da artıyor bile! Asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta da bu, neden adalet değil de intikam?