AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Ak Parti'nin meşruiyyeti

Son zamanlarda Ak Parti ile ilgili yorumlar, bu partide yer alan liberal unsurların huzursuz olduğu, partinin "Milli Görüş" çizgisinin hakimiyeti altına girme "risk"i ile karşı karşıya bulunduğu etrafında toplanıyor.

Mumcu'nun "orada bana misafir gibi davrandılar - bana katlanıldı" diyerek istifası, ardından onun çizgisinde kendisine "misafir gibi" muamele edilen başka isimlerin bulunduğunun seslendirilmesi ve bazı istifalar gelmesi söz konusu yorumların tabanını oluşturuyor.

Ak Parti'nin dış politikadaki duruşu da bu yorumun zeminine su taşıyor. İsrail'e mesafeli duruş, ABD ile ilişkilerin kırılması, AB ile ilişkilerde heyecan tavsaması yaşandığı izlenimleri de, partinin çekirdek kadrosunun genlerinden gelen "Milli Görüş" damarının etkinliğinin artmasına bağlanıyor.

Tabii ki tesbit bununla kalmıyor. Bunun hemen ardından, bu sürece giren bir Ak Parti'nin üstlendiği "risk"e işaret ediliyor.

"Risk" deyince de değerlendirmeler varıp, "Ak Parti'nin meşruiyyetinin sorgulanmaya başlaması"na, hatta "AKP'nin intiharı"na dayanıyor.

Konu bir hayli sütuna taşındı, ama tüm bu değerlendirmeleri, Prof. Dr. İhsan Dağı'nın, Neşe Düzel'e verdiği mülakattaki şu cümleler özetliyor:

"AKP'nin siyasal meşruiyyeti, sadece seçimde aldığı oyla değil, diğer toplumsal kesimlerden AKP'ye yansıyan izlenimlerle de oluşuyordu. AKP, dışarıda da, demokrasi, insan hakları, AB söylemiyle ittifaklarını geliştirdi. Böylece Türkiye'de iktidarını pekiştirdi, meşrulaştırdı. AKP'nin hem AB ve ABD'yle geliştirdiği ilişki ve hem de Türkiye'deki seküler ve reformist kesimlerle kurduğu ittifak, AKP'nin siyasal meşruiyyei için vazgeçilmez öğelerdir. AKP'nin iktidarını götürebilmesi bu kesimlerle diyaloga bağlı. Ama bu diyalogda kopukluklar başladı."

Ve işte Prof. Dr. Dağı'nın AKP - Milli Görüş ilişkisinin dirilmesine dair değerlendirmesi: "Milli Görüş AKP'de dirilemez. AKP, Milli Görüş'ü diriltmeye kalktığı anda siyaseten mevta olur. Bu intihar olur."

İşte deve, işte hendek türü bir durum...

Ak Parti, eğer muhteva ve siyaset yapma tarzı ile "Milli Görüş" diye ifade ediliyorsa, o çizginin özeleştirisi ile çıktı yola.

Bunun içinde geniş sosyal muhitlerle iletişim sağlama, politik söylemde dini temalardan uzak durma, sistemin hakim çizgisi ile çatışmama, ABD ve Avrupa ile gerilim tabanlı bir ilişki yerine, diyalogu tercih etme koordinatları yer alıyordu.

Tabiî bu koordinatlar öncü kadronun dindarlığından vazgeçmesi, hakim sistemin dini alanı tanzimde yol açtığı toplumsal gerilimlerin görmezden gelinmesi, ABD ve Avrupa ile ilişkilerin ne pahasına olursa olsun mantığı ile ve milli çıkarların gözardı edilmesi pahasına sürdürülmesi sonucunu doğurmuyordu. Muhtemel ki Ak Parti öncü kadroları, bu hassasiyetler çerçevesinde toplumla sağlıklı bir iletişim kurulabileceğini ve geniş bir oy potansiyeli sağlanabileceğini düşündüler.

Bu oya ulaştılar da...

Geçen sürede de bu oyunun gerilediği değil, en azından korunduğu, hatta ilerlediği anlaşılıyor.

Ak Parti'nin geçmişe yönelik eleştirisi, bir kesimde, sanırım "Başlarına meşruiyyet kılıcı asarak bir çizgiye diz çöktürdük" şeklinde yorumlandı. Bir başka kesimde de "Ancak bizimle diyalog kurarak meşruiyyetlerini sağladılar" yargısına yol açtı.

Burada önce şu soru sorulmalı:

-Acaba bu kesimlerin sağladığını düşündükleri "meşruiyyet" olmasaydı, Ak Parti halktan oy alamaz mıydı?

Bu soruya "Tayyip Erdoğan'a parti kurdurulur muydu, seçimlere sokulur muydu" diye cevap verilebilir. Ama sanırım seçimlere sözünü ettiğimiz özeleştiri ile giren Tayyip Erdoğan ve kadrosunun, bu oy oranına ulaşacağı konusunda bir şüphe olamaz. Bunun anlamı şu ki, Tayyip Erdoğan'a oyu, Amerika'nın, Avrupa'nın, veya içerdeki kimi "meşruiyyet" noterlerinin cevazı değil, Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının bizzat kendi politik geçmişleri ve tabii, diğer siyasi kadroların tükenmişlikleri taşımıştır.

Ama esas mesele, Prof. Dağı'nın da söylediği gibi "seçimlerde alınan oy" değil. Prof. Dağı da zımnen ifade etmiş oluyor ki, "meşruiyyet mekanizması" başka türlü işliyor. Dışarıda güç odakları var, içerde güç odakları var ve bunların "meşruiyyet damgası" olmadan, iktidarınız sorunlu bir iktidar olmaktan kurtulamıyor.

Şu anda bir seçim olsa Ak Parti, 3 Kasım'da aldığından daha az oy mu alır?

Hiç sanmıyorum, aksine belki daha fazla oy alır.

Demek ki "halk oyu"nun meşruiyyet için yeterli dolduğu bir düzende, o düzenin adı her neyse, Ak Parti'nin bir meşruiyyet sorunu olmaz.

Yani "meşruiyyet cevazı"na sahip olduğu düşünülen çevrelerin halk oyunu etkileme gibi bir güçleri yok.

Prof. Dağı'ya göre "Ak Parti'nin (hâlâ) alternatifi yok. ABD ile çalışabilecek başka siyasal aktör yok."

Buna rağmen bir "meşruiyyet didiklemesi" mevcut.

Öyleyse durum şu: Bir yanda halk oyunun sağladığı meşruiyyet, bir yanda da iç - dış güç odaklarının sopa haline getirdiği meşruiyyet tartışması var.

Elbet bu meşruiyyet tartışmasının bütünüyle anlamsız olduğunu düşünmüyorum. Bu, iç - dış güç odaklarının Türkiye siyaseti, ekonomisi üzerindeki etkilerini görmezden gelmek veya hafife almak olur. Ben Demirel'in "Türkiye siyaseti rodeoya benzer. Rodeo at üstünde durmak sanatıdır. Ve bu kolay değildir" sözünü sık sık hatırlarım. At huysuzdur. Güç odakları da bu huysuzluğu besleyip, sürücüyü attan düşürürler. Bilmem kaç kere attan düşen Demirel bile zaman zaman atı huysuzlaştıran oluşumlar içinde yer almışsa varın gerisini hesap edin.

Türkiye'nin politik gerçekliği bu.

Bu gerçeklik anlamsız değil, ama meşruiyyeti bu alana çekmek, Türkiye'de halk oyunu devre dışı bırakmak sonucunu doğuruyorsa, ortada demokrasinin biraz meşruiyyet dışına çıktığı gibi bir durumun hasıl olduğunu da teslim etmek gerekiyor.

"Türkiye'de demokrasi olsun, ama halktan oy alamayanların kendi çizgilerini siyasi iktidarlara empoze ettiği bir durum da olsun!"

Tez bu.

Bu tezi, halka verdiğiniz sözleri unutmak pahasına da olsa, halka sergilediğiniz kimlikten başkalaşmak pahasına da olsa, aldığınız oyla ülkenizin çıkarlarıyla uyuşmayan beklentileri karşılamak pahasına da olsa... hayata geçirdiğinizde meşru oluyorsunuz. değilse, hep birilerince meşruiyyetiniz didikleniyor.

Bir siyasi kadro iktidara gelir ve sadece oy aldığı toplum kesimlerinin çıkarına hareket eder, demiyorum elbette. Bir siyasi hareketin hem en geniş bir toplumsal uzlaşmanın ürünü olmasını, hem de iktidara geldikten sonra farklı yönelişler - beklentiler içinde de olsa tüm toplum kesimlerinin meşru beklentilerini dikkate almasını sağlıklı buluyorum.

Ama güç odaklarının meşruiyyet sopasını kullanarak, siyasi kadroları, kendi tabanından koparmasını, kendi tabanının beklentilerini sürekli gözardı etmeye mecbur bırakılmasını ve çıkış noktasından çok uzaklarda siyaset yapmaya zorlanmasını, kabul edilebilir bulmuyorum.

Bugün bu zor sınavı Ak Parti veriyor. Kendi tabanının beklentilerini yerine getirmek, tüm toplumun bileşkelerini zorlamamaya özen göstermek ve ülkenin - toplumun hayati çıkarlarını güç odaklarının hesaplarına kurban etmeden iktidarda kalabilmek... "Seni meşruiyyet giyotinine gönderirim" çığlıkları arasında...

Son söz: Bence sahici demokrat olanlar, bu meşruiyyet kılıcını daha özenli kullanmalı Türkiye'de...


1 Mart 2005
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED