AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
'Tüyler ürpertici itiraflar'a
köşeler de bigâne...

"Bir JİTEM'cinin tüyler ürpertici itirafları"nda anlatılan cinayetlerden birinin aynen orada anlatıldığı gibi çıkması ve bu haberin gazetelerde yer alması bizi umutlandırmıştı. Gazeteleri izliyoruz, dün itibarıyla durum "umut kırıcı"ydı... Bu arada Sabah gazetesi köşe yazarı Mehmet Altan'ın "Nedir bu sessizlik?" başlıklı köşe yazısını okuyunca, işin bir de "köşe yazarları" faslı olduğu geldi aklımıza...

Pazar günkü sayfamızda yer alan "JİTEM'ci Aygan'ın itirafları ve büyük basın" başlıklı değerlendirmemizin spotunda şöyle yazmıştık:

"Abdülkadir Aygan, 'JİTEM mensubu olarak şahit olduğu onlarca faili meçhul cinayeti' en küçük ayrıntılarına kadar anlatmıştı Mart 2004'te... Basınımız, sekiz gün boyunca manşetten yayımlanan (Özgür Gündem) itirafları kulağının üstüne yatarak geçiştirmişti... Geçtiğimiz hafta, o cinayetlerden birinin tam anlatıldığı gibi gerçekleştiği kesin bir biçimde çıktı ortaya... O kadar ki, 'büyük basın' gazeteleri dahi haberi vermek zorunda hissetti kendini... Peki, bundan sonra 'normal' bir medyadan ne beklenir?"

Arada, basının bir yıllık "itiraflar" performansını (ki "sıfıra sıfır elde var sıfır" diye özetleyebileceğimiz bir performanstı bu) anlattıktan sonra, yazımızın sonunda "normal" bir medyadan beklenti faslında da şöyle demiştik:

"Şimdi 'normal' bir medyadan ne beklenir? Aylar önce sessizce geçiştirdiği 'itiraflar'a bu kez ciddi bir şekilde eğilmesi beklenir, değil mi? Çünkü bir cinayet tam orada anlatıldığı gibi çıkmıştır ve bu, öbür cinayetlerin de tam orada anlatıldığı gibi gerçekleşmiş olma ihtimalini misliyle güçlendirmiştir. Lamı cimi yok: Abdülkadir Aygan'ın itirafları bir tür 'turnusol kâğıdı' niteliğindedir. Medyayı o itiraflarda tartarak, onun 'asit' mi yoksa 'baz' mı olduğunu test etmek kolaylıkla mümkündür."

Belki henüz bir değerlendirme yapmak için erken ama, aradan geçen 4-5 günde, artık yayımlanmış bir kitap olarak da karşımızda durmakta olan "Bir JİTEM'cinin itirafları"na biri hariç (Zaman) hiçbir gazetenin dönüp bakmamış olmasını en azından "umut kırıcı" bulduğumuzu söyleyip geçelim...

Bugün, gazete yazıişleri ve haber sayfaları için böyle bir kısa hatırlatma yapıp konuyu kapatacaktık, fakat Sabah gazetesi köşe yazarı Mehmet Altan'ın "Nedir bu sessizlik?" başlıklı köşe yazısını okuyunca, işin bir de "köşe yazarları" faslı olduğu geldi aklımıza... İşin o yanını Altan güzel toparlamış, o nedenle isterseniz onun yazısından bazı bölümlerle kaç köşe yazarının konuya ilişkin yazı yazdığını öğrenmeye çalışalım.

Nedir bu sessizlik?

Mehmet Altan, Sabah, 7 Şubat

(...)

Konu, yakıcı olmasına rağmen henüz hiçbir köşe yazarının yazısına konu olmadı.

Yayınlandığında kimsenin söz etmediği bu itiraflar, inanılmaz bir vahşetle öldürülen bir gencin cinayetiyle sınırlı değil.

Abdülkadir Aygan itiraflarında 29 kişinin daha JİTEM tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Bunlardan biri doğrulanınca, iddialar çok daha önem kazanır hale geldi.

Geçen yılki yazı dizisiyle kitabın ortada durmasına rağmen sessizlik devam edecek mi, yoksa demokratik hukuk devletinin ve onun gazetecilik anlayışının gereği yapılacak mı?

Tabii bir de olayın bir başka boyutu var... 28 Şubat sürecinde JİTEM'in varlığı daha sonra bankacı olan dönemin Jandarma Komutanı tarafından yalanlanmıştı. Aynı kişi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Susurluk Komisyonu'nun davetine de gitmemişti. Kendisinin bu konuları da kapsayan NTV televizyonundaki bir söyleşisini hatırlıyorum. Yeniden yayınlansa doğrusu iyi bir gazetecilik olayı olur.

Evet, on yıl önce, Dicle kenarında işkence edilerek öldürüldükten sonra yakılan genç bir adamın cesedi ortada duruyor...

Katilleri yakalanacak mı? Yakalamak için gereğini yapacak mıyız, yoksa süregelen sessizliği korumaya devam edecek miyiz? Eğer bu sessizlik sürerse o zaman da şu soruya sıra gelecek:

"Bu sessizlik ne anlama geliyor?"

Kronik Medya'nın notu: Yazarımız Ali Bayramoğlu'nun konuya ilişkin yazısı Mehmet Altan'ın gözünden kaçmış, hakkaniyet gereği hatırlatıyoruz... Bu arada bizim de gözümüzden kaçanlar varsa, peşinen özür diliyoruz...


BİZ DEMEMİŞ MİYDİK!

"Her dış politika gelişmesini nemli gözlerle yorumlayanlar, vatan çıkarını düşünmek yerine birşeylere karşı olmayı meziyet sayanlar, bir konu üzerinde gerçekten düşünmek yerine düşünür gibi yapmak zorunda olanlar, çünkü beyin kapasitesi olmayanlar... Korkaklar, gelecek denilince sadece öğle vakti ne yiyeceğini düşünme yeteneğine sahip olanlar, geçmiş denilince sadece bir gün önceki anlamsızlıklarını hatırlayanlar... Avrupa adını duyunca dili dışarıya sarkmış köpekler gibi yalakalaşanlar, insan hakları-demokrasi diyerek güya yüce değerler için kendi vatanını satmakta hiçbir sakınca görmeyenler, vatan hainleri karaktersizler. (...) Biz zamanında Türkiye Kuzey Irak'a müdahale edecek adımları gecikmeden atsın dediğimizde tüm güçleriyle salya sümük edebiyat yapanlar, bugünlerde pek ortada görünmüyorlar, şimdi gizlendikleri yerlerde nasıl yapıp da geri çarkederiz diye planlar yapıyor olmalılar. Bu utanmaz insanlar, yarın-öbür gün yine ortaya çıkıp laf söylerler, bundan da eminim, çünkü karakterlerini sağlam tutma, vatanı düşünme gibi bir kaygıları yok onların. (...) Umarım vatan deyince acaba neresinden satmaya başlarım diye düşünenler bugün çok mutludurlar. (...) Bugünlere bakıp da yüreği kan ağlamayanın, ülkesinin geleceğinden endişe duymayanın suratına tükürmek lazım ama o da tükürük ziyanı demektir. (...) Sevgili okurlar, Türkiye'nin bölünmesi, güçsüzleştirilmesi ve tamamen teslim alınması planı tüm hızıyla sürdürülüyor. Gün şahlanma günüdür, (...) İstiklal Savaşı vermiş ataların genlerini taşıyanlar sizlerin arkasında. Bizimle oynamanın hiç kolay olmadığını dünyaya gösterelim."


Türk basınındaki 'büyük rakamlar' problemi...

12 Ocak'ta bir okurumuzun kısa bir mektubuna yer vermiştik... Şöyle diyordu okurumuz: "Biraz metematik üşütüğü olan bir arkadaşımın uyarısından sonra dikkat etmeye başladım, vardığım sonuç şu: Türk basınında 'sayı' ve 'oran-yüzde' arasındaki farkı bilmeyen epeyce muhabir-sayfa editörü var. Bir kısmı da bildiği halde, 'sayı'nın düşük olması durumunda etkiyi artırmak için ikisini bilerek biribirine karıştırıyor..."

Okurumuz, o günlerin Hürriyet gazetesinden çok güzel bir örnekle ne demek istediğini da açıklamıştı ama şimdi o örneğe girmeyelim; daha tazeleri var...

Birinci örneğimiz Sabah'tan... Bir süredir Sabah gazetesi okur temsilcisi Yavuz Baydar'a da "Türk basınındaki büyük rakamlar problemi"ne ilişkin mektuplar gidiyor, o da sayfasında bu mektuplardaki örneklere yer verip okurlara "haklısınız" diyor... (Laf aramızda, Baydar'ı "besleyen" okurun, kafayı "Türk basınında büyük rakam kullanımı"na takan Yeni Şafak okuru olma ihtimalini ciddi ciddi düşünmüyor değiliz.)

Neyse... Bakalım, Yavuz Baydar'ın dünkü (7 Şubat) köşesinde yer alan son "büyük rakamlar problemi" nasıl bir problemmiş? Okuyoruz: "(Okur eleştirisi) 2 Şubat tarihli, Ahlaksız Kârın Ardında 'Bush'un Savaşı' Var başlıklı haberle ilgili. Habere göre Bush Irak savaşında başarısız olunca petrol fiyatları artmış. Fırsatı kaçırmayan Exxon Mobil şirketi 2004'te 298 milyar dolarlık kârla birçok ülke gelirlerini geride bırakmış. (... ) 298 milyar dolarlık kardan söz ediliyor. Oysa...

Kâr tablosunda 25.3 milyar dolar yazılı. Okurumuz sordu: '298 milyar dolarlık görülmemiş kâr Guinness rekor kitabında her şeye fark atar. Acaba bir hata mı yapılmıştır?' Ekonomi Servisi der ki: (...) 'Evet, hata. Kâr miktarı üst grafikteki gibi 25.3 milyar dolar olmalıydı.'" İkinci örneğimiz de, kesip sakladığımız ama bir türlü yer veremediğimiz bir Vatan gazetesi haberi... Haber (24 Ocak 2004) şöyle:

"KUŞ GRİBİNDEN BU YIL 1 MİLYAR KİŞİ ÖLEBİLİR... Rusya Viroloji Enstitüsü Başkanı, geçtiğimiz yıldan bu yana Vietnam ve Tayland'da 39 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan kuş gribinin bu yıl 1 milyardan fazla kişiyi öldürebileceğini iddia etti..."

Haber aynen böyle... Biz o günlerde Türk basınında yer alan "kuş gribi" haberlerine bakmakla yetinmedik, o gün bugündür internetteki yerli-yabancı haberleri de tarıyoruz, ama "milyar", "ölü" ve "kuş gribi" kelimelerini içeren hiçbir habere rastlamadık... En fazla "milyon"un telaffuz edildiğini gördük. Mesela CNNTürk'ün internet sitesindeki haberde olduğu gibi:

"KUŞ GRİBİ MİLYONLARI TEHDİT EDİYOR... Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kuş gribi salgınının yedi milyon kişinin ölümüne ve milyarlarca kişinin de hastalanmasına yol açabileceğini duyurdu."

Bizim tahminimiz, Vatan'cıların haberlerini dayandırdıkları "Rusya Viroloji Enstitüsü Başkanı"nın sözlerini yanlış anladıkları yönünde... Muhtemelen önlerine gelen ajans metnini okurken "milyarlarca kişinin hastalanabileceği" gibi bir ibare gördüler ve Türk basınında çok rastladığımız gibi rakamın şehvetinden kendilerini kurtaramayıp, "hastalık"ı "ölüm"le karıştırdılar... "Hiç olur mu? Bir yılda bir milyar kişi ölürse dünya neye döner?" gibi soruların akıllarını karıştırmasına hiç izin vermeden...

Öyle bir "şehvet" ki sözünü ettiğimiz, basit akıl yürütmelerden bile yoksun bırakabiliyor kimi gazetecileri... (A.G.)


8 Şubat 2005
Salı
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED