Vah talihsiz vah!

CHP gerçekten de çok ilginç bir parti. Daha evvel bir vesileyle söylemiştim, park halindeyken benzin yakan otomobile benziyor.

Muhalefetteyken yıpranan, yorulan ve hatta “kirlenen” başka bir parti yoktur.

Yanlış yapmak için de çalışmak lazım denir ya, CHP bu “diskuru” da yıkıp viran eyledi. 

Bu da takdir edersiniz ki apayrı bir maharet. 

Kılıçdaroğlu’nun en büyük talihsizliği böyle bir partinin genel başkanı olmak galiba.

Gerçi CHP’nin talihsizliği de, Kılıçdaroğlu gibi bir genel başkana sahip olmasıdır da denilebilir.

Hangisi daha büyük talihsizlik diye soracak olursanız, hiç düşünmeden Kılıçdaroğlu derim.

Çünkü...

Kılıçdaroğlu, Baykal’dan sonra genel başkan oldu, CHP İsmet İnönü’den beri muhalefet.

***

Sayın Kılıçdaroğlu “talihsiz” ifadesinden pek hazzetmiyor biliyorum; lakin halini hakkıyla tanımlamaya da başka bir ifade kifayet etmez. 

Değil mi ya, 30 Mart mahalli seçim propagandasını “yolsuzluk” üzerine bina ettikten sonra, yolsuzluk iddiaları nedeniyle CHP’den ihraç edilen Sarıgül’ü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı gösterdi, başka ne diyebiliriz ki?!

Hayır yani, “talihsiz” demeyeceğiz de ne diyeceğiz, “akıl tutulması” veya kararları kendisi vermiyor mu diyeceğiz?

Peki...

Kılıçdaroğlu’nun malum 4 bakan için “yüce divan” diye tutturduğu bir dönemde,  partisinin Şişli Belediyesi’nde yaşanan ve yargıya da taşınan İnönü- Sarıgül kapışması dolayımında ortalığa saçılan rüşvet- yolsuzluk iddialarına ne diyeceğiz?

Talihsizliğin dik alasıdır bu!

Tam rüşvetin üzerinden “ekmek yiyecek” daha Şişli’de boğuluyor.

Sen “kumpasçıların” verdiği tape malzemesini ağzından hiç düşürme, mesela, 17 Aralık darbe teşebbüsüne karşı çıkan medyayı “havuz medyası” diyerek itibarsızlaştırmaya çalış, öte yandan “havuz medyası” kurmak için CHP’li belediyelerden para topladığın ortaya çıksın!

Talihsizlik değil de nedir bu?

Bununla da kalsa iyi; bir televizyon kanalını desteklemek için CHP’li belediyelerden topladıkları milyonlarca dolar da kayıp, iyi mi?

Sizin anlayacağınız, kendi kendilerini de dolandırdılar.

***

Kılıçdaroğlu’nun talihsizliklerinden biri de bence önüne gelenin şeceresine merak sardırması.

Artık neden ihtiyaç duyuluyorsa buna...

Kılıçdaroğlu’nu gören, “dur şunun şeceresini bir araştırayım” mı diyor, nedir, anlamadım gitti.

Oysa “Hazreti İnsan gelsin de nereden gelirse gelsin.” İnsanın harman olduğu yerden gelip de maazallah “beşer” olarak gitmek de var!

Evet, Kılıçdaroğlu’nun böyle bir talihsizliği var.

Aklımda kaldığı kadarıyla en son Soner Yalçın şeceresini araştırmış,  Horosan’dan girmiş (Kılıçdaroğlu’nu) Nasreddin Hoca’ya bağlamıştı. 

Benim haberim yok işi bayağı ilerletmişler.

O kadar ki, CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt geçenlerde Kılıçdaroğlu’nun şeceresini “Peygamber soyuna” dayandıran bir konuşma yaptı.

Ensar Öğüt şöyle demişti: “Kemal Kılıçdaroğlu Kureyşan aşiretinin ocağının insanıdır... Genel Başkan, Kureyşan aşiretinden dini bütün ve İslamiyet’i çok iyi benimsemiş seyyid soyundan geliyor. Genel Başkanımızın bu yanını bilmiyorlar. Seyyid sülalesinden geldiği için de Genel Başkanımız dini bütündür, ibadetini evinde Allah'a karşı yapar. Kendisi daha önce Umre’ye gitmiştir... Genel başkanımız mütevazilik gösteriyor, söylemiyor ama ben söylüyorum...”

İyi de,  CHP’li milletvekilinin “söylemiyor” dediği şeyi Kılıçdaroğlu Hürriyet gazetesindeki söyleşisinde çoktan söylemişti. “Seyyid soyu musunuz?” şeklindeki soruya, “Peygamberimiz Hz. Muhammed’in soyundan geliyor mensubu olduğumuz aile. Ancak biz bunu siyasette kullanmıyoruz. Seyyid soyuyuz yani...” cevabını vermişti.

Enteresan; hem söylüyor hem de siyasette kullanmıyor!

Asıl enteresan olanı da şu:

Hem “Peygamber soyundan” gelmekle övünüyor, hem de Peygamberimize hakaret eden o karikatürleri yayımlayan o gazetecileri ayıplayacağına arkalıyor!