AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Brüksel'de, 'Türkiye AB-Kürt sorunu' toplantısı ve yazar
Mehmet Uzun

Geçtiğimiz pazartesi ve salı günü Brüksel'de, Avrupa Birliği Türkiye-Kürtler konulu uluslararası bir konferans izledim.

İki gün boyunca, Türkiye'den ve Avrupa'dan toplantıya katılan parlamenter, eski parlamenter, politikacı, yazar ve bilim insanı, Türkiye'nin AB sürecinde Kürt meselesini enine boyuna tartıştı.

Konuşmacılar genel olarak, Başbakan Erdoğan'ın Kürt meselesinin kabul edildiğine ve bu konuda bazı adımların atılmasının gerektiğine ilişkin açıklamasını olumlu bulduklarını ifade ettiler.

Bu konuda, Erdoğan'ın, AB karşıtı cephenin taşkınlıklarına ve ülkede son zamanlarda had safhaya vardırılan linççi kışkırtmalara karşı desteklenmesinin önemine de değindiler.

Salı günü, yani 20 Eylül, PKK'nın ilan ettiği bir aylık eylemsizlik kararının sona erdiği tarih olması açısından büyük önem taşıyordu. Toplantıya katılanlar arasında, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Ali Yiğit gibi eski DEP'li milletvekilleri ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir gibi Kürt politikacılar ve çeşitli partilerden Avrupa Parlamenterine hakim olan genel havaya bakıldığında, ateşkesin enazından 3 Ekim'e kadar uzatılacağına ilişkin bir beklenti hemen sezilebiliyordu. Nitekim sonuç beklenildiği gibi oldu.

Hatta konuşmacıların önemli bir bölümü, Erdoğan'ın içinde bulunduğu sıkışıklıktan kurtulabilmesi amacıyla çatışmaların süresiz ve şartsız olarak durdurulması gerektiğinin üzerinde durdular.

Rafto Foundation ( Norveç), KHRP, Kürt İnsan Hakları Projesi- İngiltere), Medico International (Almanya), İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komitesi'nin ortaklaşa düzenlediği toplantı, AB'nin Vatandaşlık Komisyonu tarafından desteklendi.

Toplantıya katılacaklarını beyan etmelerine rağmen iki CHP'li milletvekili, Naci Aslan ve Zuheyr Amber ile bazı örgüt temsilcilerinin son anda gelmekten vazgeçirilmeleri ile bazı farklı görüşlerin ortaya çıkması engellenmiş oldu.

Toplantıya katılan Kürt yazar Memed Uzun'un konuşması dikkatle izlendi.

Uzun, o güzel edebiyatçı anlatımıyla Türkiye'nin AB'ye girmesini desteklediğini belirterek, yürürlükteki rejimin bu sürecin önündeki en büyük engel olduğunu anlattı. Şunları söyledi:

"Türkiye'deki rejim, militarist ve ultra milliyetçi. Tüm yergi ya da övgülerin ötesinde Cumhuriyet'in kuruluşundan beri süregelen temel özellikler, ne yazık ki bunlar."

Uzun daha sonra şöyle devam etti:

" Türkiye'de hiçbir zaman Avrupa tarzı bir burjuvazi, liberal bir toplumsal katman ya da hareket, demokratik, sivil bir bürokrasi, tarihsel mirası savunan güçlü bir aristokrasi olmadı. Hep iki güç eğemen oldu ve yapılan herşeyin dinamosu görevini üstlendi: Osmanlı hanedanlığı ve ordu. Cumhuriyet'le birlikte hanedanlığın tasfiyesiyle bir tek güç kaldı. Ordu, paşalar. Cumhuriyeti bunlar kurdu ve her konuda esas güç oldu. Türkiye Cumhuriyeti, ordunun önderliğinde, kontrolünde bugünlere geldi. Kimi zaman bu kontrolden kurtulmak isteyen toplum ve siyaset her defasında, zor ve şiddetle hizaya getirildi. Üç askeri cunta oldu, neredeyse her zaman bir askeri sıkıyönetim düzeni sürdü, başbakanlar, bakanlar, aydınlar idam edildi. Yüzbinlerce insan tutuklandı. Ve her zaman tüm yasalar ordunun öngördüğü biçimde yeniden düzenlendi."

Uzun konuşmasında, Başbakan Erdoğan'ın, Kürt meselesinin mutlaka çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklamalarından sonra, Türkiye'nin nasıl karıştırıldığını, oluşturulan şiddet ortamında Erdoğan'ın sözlerinin nasıl anlamsız hale getirildiğini de anlattı.

Netice olarak, bu anlatımlardan şöyle bir bildiğimiz tablo ortaya çıktı:

"Ordunun düzenlediği politikalara herkes uymak zorundadır. Bu politikalar tekçiliği-mutlaklığı (totaliterliği) eğemen hale getirmiştir. Bu nedenle Türkiye'de eğemen olan militarist, ultra milliyetçi jargondur.

Ultra milliyetçilik ise bu tekçi-mutlak sistemin ruhu, temel duygusudur. Tarihi ile barışık olmayan, dengesiz, köksüz bir milliyetçilik türüdür bu. Yaşayabilmesi için sürekli bir düşmana, saldırganlığa, ulusal teyakkuz haline ihtiyacı vardır.

Ülke dışında Türkiye'nin komşularına ve ülke içinde ise Kürtler, Ermeniler, Rumlar ve tüm 'ötekilere' bu rol verilmiştir.

Türkiye'nin resmi bakışında derin bir Kürt düşmanlığı vardır ve bunun nedeni bu düşman fobisidir. Kürt düşmanlığı, ultra Türk milliyetçiliğinin gıdasıdır.

Bütün bu gerçeklere rağmen Türkiye'nin uyguladığı Kürt politikaları başarısız olmuştur.

Netice ortadadır. Türkiye'nin, Kürt meselesini uygar ve demokratik olarak çözmediği sürece hep güçsüz, dengesiz ve anti-demokratik olacağı artık iyice anlaşılmıştır."

Bunları anlattıktan sonra Uzun, bütün bu gerçeklere rağmen AB'nin Türkiye'yi asla terketmemesini, görüşmelere devam etmesini, Türkiye'yi olduğu gibi kabul etmeyerek, Türkiye'yi gerçekten demokratik ve uygar bir hak, hukuk, özgürlük ve eşitlik ülkesi haline getirebilecek eleştirel diyalogunu kararlıkla sürdürmesi gerektiğini ifade etti.

Mehmed Uzun'un Avrupa Parlamentosu binasında yaptığı konuşma, memleketini seven sorumlu bir aydına yakışan bir konuşmaydı.

Türkiye'nin gerçekleri ile yüzyüze gelmesi gerektiğini ortaya koyan, AB'ye de sorumluluklar yükleyen bir konuşma.

Kürt olsun, Türk olsun, Türkiye'nin bu tür aydınlara her zamankinden fazla ihtiyacı var.


22 Eylül 2005
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon
Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED